Özgürlüğün sporu yelkencilik

Kişisel gelişim sporu olarak da tanımlanan yelkencilik, aynı zamanda özgürlüğün sporu... Ülkemizde her yılın 11 ayında bu sporun yarışları yapılıyor. Yaşamınızda artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmasını istemiyor; yeni bir yaşam tarzını seçmek istiyorsanız, buyurun yelkencilikle tanışın.

858
PAYLAŞ

Rüzgarı, denizi ve özgürlüğü hissetmenin yolu. Yeni bir yaşam tarzı ya da geleceğe yönelik bir yatırım. İşte, tüm bunları bünyesinde bir araya getiren bir spor yelkencilik. Yaşamınızda artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmasını istemiyor; yeni bir yaşam tarzını seçmek istiyorsanız, buyurun yelkencilikle tanışın. 7’den 70’e erkek, ya da kadın herkesin yapabileceği, özgürlüğün sporu diye tanımlanan yelkenciliği daha iyi tanımak için İstanbul Yelken Kulübü eğitmenlerinden Fatih Özmen’le söyleştik.

“Yelken, kişisel bir gelişim sporudur. Bundan dolayı günümüzde psikologların tavsiye ettiği bir spor branşıdır. Özellikle çocuklar, günde yaklaşık sekiz saatlerini elektronik aletlerle geçiriyorlar. Örneğin, 12 yaş altındakilerin yüzde 74’ü cep telefonuna sahip. Ne yazık ki yanlış istikamette ilerliyoruz. Bu yüzden çocukların doğayla iç içe olmaya gereksinimleri var. Yelken, teknolojiden de uzakta kalmadan analitik yeteneği geliştirerek, alternatif yoldan gelişim sağlayan en iyi sporlardan biridir. Bir yelkenliyi yönetmek, bir şirketi yönetmeye benzer. Bu spora geç başlayanlar, tekneye ilk adımını attığında, neden daha önce tercihini yelkenliden yana kullanmadığını düşünüp hayıflanır.“

Yelken, bir yaşam biçimidir
Yelkenin bir yaşam biçimi olduğuna değinen ve ömür boyu yapılabilecek bir spor olduğunu da belirten Fatih Özmen şöyle devam ediyor: “Dakikada 180 nabızla, bir performans sporu olarak yapabileceğiniz gibi, elinizde içkinizle fiziksel aktivitenin çok az olduğu bir keyif sporu olarak da düşünebilirsiniz yelkenciliği. Yelken bir yaşam biçimi olduğundan, hayatınızın akışını olumlu yönde değiştirecektir.”

Fatih Özmen’le söyleşirken sehpanın üzerinde duran bir broşüre ilişiyor gözümüz. Broşürde “Sevdiğin işi yaparsan, hayat boyu çalışmazsın.” yazıyor. Siz de öyle mi düşünüyorsunuz diye soruyorum Özmen’e. “Aynen öyle düşünüyorum. Yelkeni o kadar seviyoruz ki, çalıştığımızı anlamıyoruz bile. Tek istediğimiz, her şeyi geride bırakıp denize açılmak ve bunu yaparken, bildiğimiz ne varsa öğrencilerimize öğretmek.“ İlginç değil mi? Bu felsefeyle yola çıkan İstanbul Yelken Kulübü eğitmenleri, bugüne kadar eğittikleri tüm öğrencilerinin şimdi birer yelken aşığı olduğunu belirtiyorlar.

Yelkene nasıl başlanıyor?
Yıllarca elit bir azınlığın kendi aralarında yaptığı bir spor olarak algılanan yelkencilik, bu algıyı giderek değiştiriyor. Deyim yerindeyse, yelken sporuna başlamak için elinizi kolunuzu sallayarak gidebilirsiniz. Eğitime başlarken hiçbir ön beceri aranmıyor. Giysi, aksesuvar gibi şeyler de istenmiyor. Köklü kulüplerden birine başvurursanız, tüm ekipmanı sizin için sağlıyorlar. İngiliz malı nefes alabilen yelkenci tulumu, can yeleği diğer aksesuarlar ve teknedeki güvenlik ekipmanları gibi. Dörder saat süren üç günlük eğitimin sonunda olağan dışı bir durum yoksa kişi, tekneyi bir noktadan diğerine götürmeyi başarıyor.

Denize çıkmadan önce güvenlik açısından küçük bilgilendirmeler yapılıyor. Teorik bilgileri zihinde canlandırmanın pek de kolay olmadığı bir spor yelkencilik. Bu nedenle daha çok göster–öğret modeli uygulanıyor. Ön bilgilendirmenin hemen ardından denize çıkılıyor. Eğitmenlerin talimatları uygulanıyor. Karaya dönüldüğündeyse, neyin neden yapıldığı anlatılıp, bilgiler pekiştiriliyor. Ve üç gün boyunca toplam 12 saat süren temel eğitimin sonunda tekne güvenli bir şekilde bir yerden bir yere götürülebiliyor.

İleri yelkencilik
Temel eğitimini bitiren kişi, devam etmek isterse, ileri yelkencilik modülünü seçiyor. Eğitim, 16 saat sürüyor. İleri yelkencilikle, denizciliğe geçiş yapılmaya başlanıyor. Teknede yaşam ve gezi bilgileri veriliyor. Öğrenci, limana yanaşma, limandan ayrılma, demir alma, demir atma, fırtınalı havalarda alınacak tedbirler ve mücadele etme becerileri gibi bilgilerle donatılıyor. Eğitim bu aşamada artık bir yatın sorumluluğunu almaya doğru gitmeye başlıyor. Ancak, ileri eğitimi bitirseniz de, tekneyi tek başınıza kullanmanıza izin verilmiyor. Her türlü tedbir alınmasına karşın, yine de beklenmedik bir olayla karşılaşma ihtimaliniz var. Teknede ya da çok yakınızdaki bir botta bir eğitmen bulunuyor. Eğitmenlerin görüşüne göre, yelkeni tamamen öğrenmek diye bir şey yok. Deneyimle öğrenilebilecek çok şeyin olduğunu, sürekli pratik yapmanın gerekliliğini vurguluyorlar.

Yelken kiralamak ya da satın almak istiyorsanız
Temel ve ileri yelken eğitimi alanlar, kiralama yoluyla da yelken sporunu yapabiliyorlar. Günde dört saatliğine yapılan kiralamanın ücreti 600 TL. Teknede ister tek başınıza, isterseniz aileniz, ya da arkadaşlarınızla olabiliyorsunuz. Yedi kişiye kadar kontenjanınız var. Ancak, güvenlik açısından teknede mutlaka bir eğitmen bulunuyor. Yüzlerce tekne sınıfı olduğundan amacına uygun tekne seçmeniz gerekiyor. Fatih Özmen, bu konuda bakın neler diyor: “Kişiler bu konuda bazen ciddi yanlışlar yapıyorlar. Aldıkları temel eğitimin ardından binlerce Euro değerinde tekneler alma arayışına giriyorlar. Bu durum ne yazık ki sadece ülkemizde böyle. İşe sıfır tekneyle, en iyisiyle başlamak doğru değil. Örneğin, Avrupa yelkenciliğinin başarısının sırrı, yetişkinlerin bile işe dingilerle yani küçük teknelerle başlamasıdır. Bunlar ayrıca çok pratik tekneler. Otomobilinizin üzerine koyup istediğiniz yere götürebiliyor, her yerde denize çıkarabiliyorsunuz. Evinizin garajında, bahçenizde saklayabiliyorsunuz.” Ağırlıkları 70-80 kilo civarındaki bu teknelerin, eskiye göre çok dayanıklı olduğunu da vurgulayan Özmen, tekne otomobilin üzerinden düşse bile kolay kolay hasar almayacağını söylüyor.

Yelkenciliği çeşitli yönleriyle ele alırken, küçük ama önemli bir bilgiyi de aktarmadan geçmeyelim. Bilindiği gibi İstanbul Yelken Kulübü, ülkemizin ilk yelkencilik kulübü. Yaşamının son yıllarında Fenerbahçe’ye gelen Atatürk, denizdeki tekneleri görünce, bunların kime ait olduklarını soruyor. Çoğunun Türkiye’de yaşayan azınlıkların olduğunu öğrenince de şunları diyor: “Türk gençlerinin de yelken sporunu yapması için buraya bir tesis kurulsun.” Kulübün kurulduğunu görmeye ömrü vefa etmiyor ama, Bakanlar Kurulu kararıyla kamuya yararlı dernek olarak 1952’de İstanbul Yelken Kulübü kuruluyor.

PAYLAŞ