Şehirden kaçış için alternatif adresler

İstanbul, Ankara ya da İzmir'deyseniz ve şehir dışına çıkma şansınız yoksa yazarlarımızın önerileriyle derlediğimiz yazımızdaki yerler biraz kafa dinlemenize yardımcı olacak. Azıcık huzura ulaşmanız belki de 10 dakika uzağınızda olabilir.

1674
PAYLAŞ

Büyük şehir. Mutlaka tadılması gereken güzelliklerin toplandığı bir sevgi yumağı mı; yoksa genç yaşta gözlerinizin etrafında belirmeye başlayan kaz ayaklarının sebebi, stresiyle sizi sigaraya başlatan birincil neden, zaman zaman evinizdeki huzuru bile size çok gören bir kaos mu?

Çok büyük laflar ederek ve sizi düşüncelere salarak girdim belki yazıya ama, ben büyük şehirlerin, özellikle de İstanbul’un her iki tanımı da içinde barındıran eklektik bir yapı olduğunu düşünüyorum. 9-5 yaşadığımız hayatın da bir tadı var. Fakat bir an geliyor yorgunluk, bıkkınlık ağır basıyor. Farklı tatlar arıyorsunuz. Duraklamak için basacağım tuş hangisiydi diye bakınmaya başlıyorsunuz. Özellikle yaz aylarında tatil zamanı kısıtlı olan ya da hiç olmayan şehirlilerin ihtiyaç duyduğu bir tuş bu. Pılıyı pırtıyı toplayıp Ege’de bir köye yerleşme planları arka planda sürekli çalışırken, yüksek enflasyon ve çıldırmış uçak-otel fiyatları mavi ekran verdirirken, havalimanına ulaşmak için harcadığınız zaman uçuş süresinden kat be kat fazla iken, şehirden ayrılmadan sanki şehirden çok uzaktaymışsınız hissiniz veren lokasyonlar bulmak elzem görünüyor.

Yani hepimizin bir Şehirden Kaçış B Planı’na ihtiyacı var. Urbanista dergisi yazarları olarak, bu sayıda güçlerimizi birleştirip size böyle bir plan hazırladık. Herkes en iyi bildiğini yazdı, en huzurlu köşelerini sizlerle paylaştı. Çokça İstanbul, biraz Ankara ve biraz İzmir içeren güzel bir rehber çıktı ortaya. Ben şu anda o köşelerden birinde yazıyorum yazımı, içtiğim limonatanın çok selamı var, kulağımdaki şarkıların daha çok selamı var.

İSTANBUL
Selin Sıcakyüz: Müzik Festivalleri
Kendi çapında bir müziksever olan benim için huzurun adresi müzik festivalleri, açıkhava konserleri. Özellikle Mayıs ayı, festival yoğunluğu itibariyle iş yoğunluğumu dengeleyen, beni ayakta tutan bir ay bu bakımdan. Etkinlik boyunca serin serin biramı içip iyi müzik tükettiğim, her ne kadar kişisel cehennem tanımım olan festival tuvaletlerini de içinde barındırıyor olsa da süresine göre bir, iki günlük kendimi iyi hissettiğim, bana tatil gibi gelen aktiviteler bu festivaller. Bu sayede bilet satış gişelerini tek başıma ayakta tutuyorum adeta. Fakat iyi ki varlar.

Nurhayat Kılıç: Sultanahmet Akbıyık Caddesi
Pazarlama Direktörümüz Nurhayat Kılıç, tavsiye ettiği Sultanahmet Akbıyık Caddesini şöyle anlatıyor:
“Benim şehirden kaçış B planım Sultanahmet Akbıyık Caddesi… Bu caddenin üzerinde çeşit çeşit restaurant, cafe ve barlarda dünyanın dört bir yanından bir sürü kişi ile tanışabilir, keyifli sohbetlere dalabilir hatta kendinizi dünya liglerinin maçlarından bir tanesine çılgınca tezahürat yaparken bulabilirsiniz. İnanın İstanbul’da değil sanki bambaşka bir ülkede tatildeymiş gibi hissedeceksiniz. Burada çok keyifli manzarası ve dekorasyonu olan teraslarda akşam üzeri gün batımını seyredip içkinizi yudumlayabilirsiniz.”

Mehmet Sarı: Atatürk Arboretumu
Sinema yazarımız Mehmet Sarı için gökyüzüne bakıp huzuru içine çektiği adres Atatürk Arboretumu. “Evden çıkmazsan güzel şehir aslında, noktasına geldiğimiz İstanbul’da yılda bir kere gidebilsem bile huzuru bulduğum yer Atatürk Arboretumu. Envai çeşit bitki, bol oksijen, az insan, sıfır piknikçi… Giriş ücretli ama o kadar olsun. Birkaç arkadaş toplanıp Sarıyer ve civarından tekne kiralamak başka bir güzel alternatif. Bırakın kaptan sizi gezdirsin, istediğiniz zaman durdurup yüzme şansınız var. Tabii Boğaz’da yüzme fobiniz yoksa.”

Mehmet’in bu doğruluk – cesaret oynarken cesaret seçmiş gibi duran teklifini kabul ediyor ve Boğaz’ın neresinde ne kadar yüzülebilir araştırmasının sonuçlarını bizimle paylaşabilecek okurlarımızı Urbanista ekibi olarak göreve çağırıyoruz. Bir el atıverin, gerçi kaptan da nerede duracağını bilir ama, daha önce bunu deneyip bir dolmuş dolusu insanı üzerlerine sinen kokuyla canından bezdirmiş arkadaşlarım var…

Özlem Karahan: Kuzguncuk
Kitap yazarımız Özlem Karahan, adeta nitelikli bir tarih kitabı, tatlı bir gezi rehberi gibi anlatıyor Kuzguncuk’u: “Yüzyıllar boyunca Ermeni, Rum, Osmanlı ve daha birçok farklı etnik kimliğin bir arada yaşadığı Kuzguncuk, bugün hem İstanbul hem de değil. Beşiktaş’tan Üsküdar’a giden vapura biner binmez azalan şehrin hızı ve karmaşası, 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından bu hâlâ mimari estetiğini muhafaza edebilmiş semtte neredeyse görünmez oluyor. Mimari yapının izin vermesinden dolayı yeşil alanlar, bahçeler buraya sakin bir kasaba ruhu veriyor. Üç kilisesi, iki sinagogu ve camileri yan yana duruyor ve mahallelilik duygusu hâlâ değerli bir şey Kuzguncuk’ta.”

Deniz Metin: TCDD Fenerbahçe Eğitim Tesisleri
Reklam Direktörümüz Deniz Metin’den bana lüzum bırakmayan bir mizah anlayışıyla yazılmış satırları okuyoruz. Dostum, buraların komikli yazarı benim, tamam mı!

“İstanbul’da yaz sıcağına katlanmak zorunda kalınca insan ister istemez, azıcık esen biraz da gölge olan yerler bulmaya çalışıyor. En önemlisiyse o noktaya toplu taşıma kullanmadan gidebilmek. Malum, toplumumuzun deodorant kullanma alışkanlığı pek yok. 153 Beyaz Masa’ya da her sene deodorant dağıtım kampanyası yapın diyorum ama nerde… Gelelim benim kaçış planıma…
Bir otomobilim yok. Dediğim gibi toplu taşıma da istemiyorum. O zaman, Anadolu Yakası’nda ikamet eden bir birey olarak tüm yollar beni yürüyerek de ulaşabileceğim Fenerbahçe’ye çıkarıyor. Merak etmeyin, ortalamanın üzerinde pahalılıktaki Fenerbahçe kafelerini ya da malum Fenerbahçe Parkı’nı önermeyeceğim. Kapısında kocaman TCDD Fenerbahçe Eğitim Tesisleri yazan ve tam da bu sebepten pek çoğunun içeri adım atmaya çekindiği demiryollarının muhteşem tesisinden bahsedeceğim.

Arkadaşlar, hemen söyleyeyim burası herkese açık! Denize sıfır, fiyatları uygun, mönüsü çok lezzetli, garsonları babacan, rüzgarı esen, gölgesi mevcut bir mekan olduğunu söylesem sanırım en kısa şekilde özetlemiş olacağım. Otomobili olanlar için önünde her zaman yer bulunabilen otoparkı da mevcut. Burayı genç nüfus fazla bilmediğinden gürültüsü az. Rahatlıkla kafanızı dinleyip, güzel yemeklerle karnınızı doyurabilir, hemen önünüzdeki deniz manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Haftasonları açık büfe kahvaltı da var. Daha ne olsun!”

Servet Yeşilyurt & Banu Ögüt: İstanbul Adaları
Klasik takım elbiseden vezgeçemeyen beylerimiz, dolabında mutlaka bir “küçük siyah elbise” bulunduran hanımlarımız için gelsin bu kısım. Zira, ekonomi sayfalarımızın danışmanı Servet Yeşilyurt, şehirden kaçışta geleneksel yöntemlerden vazgeçmiyor ve Sait Faik’e göz kırparak “Bir adayı sevmekle başlar her şey” diyor:

“Bilgelik dolu ‘Bu şehir arkandan gelecektir’ dizesinden hareketle şehir içinde şehirden uzak nasıl yaşanabilir sorusuna yanıtımdır İstanbul Adaları, yani B planını aşan bir çözüm aslında bu. Özellikle yılın sıcak olmayan aylarında; bütün o şehirlilerin(!) “İstanbul’da hafta sonları nereye gidilir listesi”nin demirbaşıdır Adalar. Belki bir Sait Faik tadında bir hayattan söz edilemez artık Adalar’da ama orada yaşamak ne şehirden ne de kendinden kaçılabileceği hakikatiyle barış içinde yaşamak için birebir bence… Şehir hemen orada, uzanıp tutabileceğiniz bir vapurluk mesafededir.”

Kendisinin haklılığını, ben her adayı değil ama bir adayı hepsinden çok severim diyen Kültür Sanat Editörümüz Banu Öğüt doğruluyor kendi kalemiyle: “İstanbul’un karmaşasından uzaklaşmak istediğimde ilk tercih ettiğim noktalardan başta geleni Heybeliada. Daha vapura biner binmez adaya varacağını bilen insanların pozitif enerjisiyle seyahat edip, birlikte vapurdan indiğinizde sizi araba seslerinin aksine sadece insan ve bisiklet pedalı seslerinin karşılaması her şeye bedel. Dönüp adadan karşı kıyıya baktığınızan İstanbul’un gökdelenleriyle göz göze geldiğinizde ise anlıyorsunuz ki kaos çok uzağınızda kalmış. “

Tuba Parlak: Soho House Istanbul
Yayın yönetmenimiz Tuba Parlak ise, Urbanista’nın Urban sayfalarına gönülden bağlı olduğu için verdiği cevapla bizi şaşırmıyor sevgili okurlar:

“Urbanista’ya dair pek çok yaratıcı fikrin de içinde geliştirildiği Soho House, İstanbul’dan fiziken ayrılmadan ruhen İstanbul kaosundan uzaklaşmak, muhteşem arkadaşlıklar kurmak ve keyifli günler geçirmek için bana göre tek adres. Benim İstanbul’dan kaçış A,B ve hatta C planım… 1995 yılında Londra’da kurulan Soho House, üyelik sistemiyle çalışan kapalı bir kulüp. Acı haberi baştan verelim yani… Kuruluş amacı film, medya ve tüm yaratıcı endüstrilerden profesyonelleri bir araya getirmek.

Birleşik Krallık başta olmak üzere, Avrupa ve Kuzey Amerika’da da pek çok evi olan Soho House’un en büyük binası İstanbul’da. Eski ABD konsolusluk binasının yerini alan Soho House, bu 19 yüzyıldan kalma İtalyan mimari harikası ‘palazzo’yu İstanbul’un merkezinde bir eğlenme, rahatlama, ilham bulma vahası haline getirmiş. Yeme içme mekanları, Embassy Club’ı, lezzetli menüleri, muhteşem terası ve spa’sı ve elbette birbirinden tatlı çalışanlarıyla içinden çıkmak istemeyeceğiniz bir yer Soho House,” diyor kendisi. Soho House’a personel kılığında girebilmek adlı yazımı bir sonraki sayıda okuyabilirsiniz…

Ece Ulusum: Paşabahçe
Ece Ulusum, Paşabahçe kelimesinin hepimizin beynindeki algısını değiştirmek ve nostaljinin içinde dinlenenlere hitap etmek için geliyor: “Vapur iskelesinin ağaçlı yollunun sağında 100 yıllık eski bir taş fırın. Dışarıya ekmeğin kokusu nasıl da güzel geliyor. Hemen onun karşısında bir küçük kır kahvesi. Eski ahşap sandalye ve masalarında konu konuyu açıyor, boş çay bardakları birikiyor. Öyle bir his ki siz deyin 1960’ların İstanbul’u ben diyeyim 1950’lerin. İstanbul’dan uzak değil ama nostaljisiyle burun buruna bir semt Paşabahçe. Hayatın sorumlulukları omuzlarıma ağır geldiğinde vapura atlar giderim. Sofrası herkese açık olan sandalcıların eski hikayelerini de iki ekmek alıp giderseniz dinlersiniz. Üstelik akşam balık ekmeğiniz de onlardan!”

Esra Parlak: Sahiller (Yeniköy & Kireçburnu)
Lifestyle editörümüz Esra Parlak, tam bir sahil insanı. Hayatın içinde “iç huzurum olsun da” ilkesini benimsemiş arkadaşımdan beklediğim gibi iki öneri sunuyor size: “Ben Yeniköy Sahili’ni seçtim. Orada Yeniköy Spor Tesisleri’nin çay bahçesi gibi bir yeri var, denize sıfır. Boğaz kokusunun çay kokusuna karıştığı bir nokta. Orayı seviyorum, alıp kitabımı kaçıyorum. Aynı ekolden bir de Kireçburnu Sahili var sevdiğim. Oradaki tarihi fırın ve çay bahçeleri, parklar, bahçeler benim kaçış noktalarım.”

Feridun Ügümü: Anadolu ve Rumeli Kavağı
Yeme içme mütehassısımız Feridun Ugümü, “Kafa dinlemek, yemek yemek ve yürüyüş yapmak için Anadolu ve Rumeli Kavağı’nı tercih ediyorum” diyor ve ekliyor “Bu noktalarda hangi mekanda olduğum hiç fark etmez, önemli olan orada bulunmak.”

Ali İnceoğlu: Validebağ Korusu
Bu bölümü özellikle herhangi bir mekana değil, çok değerli yazarımız Ali İnceoğlu’nun kendisine ayırmak gerekirdi aslında, çünkü İstanbul’dayken İstanbul’dan kaçmak için sadece onun kısmını okuyabilir ya da kendisini arayıp her şey ve her yer hakkında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Aramızdaki en deneyimli İstanbullu olarak Ali İnceoğlu, bize harika fikirler aktarıyor.
Rakı-balık için Anadolu Kavağı, deniz ve doğayla bütünleşmiş balık lokantaları için Anadolu Feneri Köyü’nü öneren İnceoğlu, Garipçe köyünü ve Poyrazköy’ü de listesine eklemiş. Küçük ve Büyük Çamlıca Tepeleri, Anadolu Hisarı Öğretmen Evi, Üsküdar Paşalimanı Fethipaşa Korusu, Çengelköy Çınaraltı, Özgürlük Parkı, Göztepe Parkı, Moda İskelesi, Fenerbahçe Burnu derken liste böylece uzayıp gidiyor. Validebağ Korusunu kendi kaleminden aktaralım:

“İstanbul’un en büyük yeşil alanlarından biri. Ailece piknik yapılabiliyor. İsterseniz bir ağacın altına uzanıp kitabınızı okuyabilirsiniz. Çünkü, tüm gürültü patırtıdan uzak bir yer… İsterseniz, korunun içinde yer alan tarihi Adile Sultan Kasrı’nı gezebilirsiniz. Bugün burası öğretmenevi olarak hizmet veriyor. Hababam Sınıfı filmlerinin çekildiği bu mekandaki odalardan biri Hababam Sınıfı Müzesi olarak düzenlenmiş. Müze demeye bin şahit gerekse de görülebilecek bir mekan. Koruda ayrıca bir izcievi de bulunuyor. Çay bahçesi bölümünde birşeyler yiyip içebilirsiniz.”

ANKARA
Seveninin çok sevdiği, sevmeyeninin hiç sevmediği, denize kıyısı yok diye hep bir hor görülen Ankara’dan da kaçış için bir (sayıyla 1) planımız var.

Çağla Tuncel: Seğmenler Parkı
Dönem dönem yazılarıyla bize katkıda bulunan Çağla Pınar Tuncel aktarıyor Ankara’da nerede kaçılır memuriyetten: “Ankara’da bir Seğmenler Parkımız var bu tarife uyan. Köpeğini al, (aman gizlice) alkolünü al git mekanı. Köşede yoga yapanlar, diğer köşede yalnız ellerin birleştiği muhafazakar sevgili buluşmaları. Diğer köşede aileler çocuklarıyla… Tepede olduğu için güneşin batışını izlemek için de çok güzel bir mevkii. Mangal izni yok ama köşe büfelerde çok güzel alternatifler var. Tuvaletler azıcık uzakta ama insan mutlu olduğunda her türlü sıkıntısını ileri atabiliyor. Kimler tarafından yönetildiğini, şehirde dinozor ve robot heykelleri olduğunu unuttuğun anları yaşatan bir kurtarılmış bölge.”

İZMİR
Benim sevgili büyük köyüm, ne kadar gelişse bir yanı çocuk kalacak şehrim İzmir, benim için zaten İstanbul’dan kaçışın ana adresi. İzmirli şovenistliğimi bir kenara bırakayım, burada benim için kaçışın adresi Karaburun’daki Manal Koyu. Kocaman bir sakin koy, henüz keşfedilmemiş, el değmemiş. Ben yazayım, siz yine çok gitmeyin olur mu?

Cenk Dereli: İzmir Kültürpark
Mimar yazarımız Cenk Dereli ise şehir merkezi sınırları içinde kaçışın anahtarını aktarıyor: “Şehrin ortasında kocaman bir park seni bekliyor. Neredeyse bir arboretum kadar zengin, dünyanın çeşitli yerlerinden getirilmiş bitkilerle bezeli bir alan, İzmir’in yaz sıcağından seni koyu gölgeleri ve tatlı esintileri ile koruyacak, gün boyu yerleştiğin mekanın konumuna göre dilersen sessiz bir ortamda yalnız kalabilir, istersen de lunaparkta kalabalığın ortasında eğlence dolu çığlık ve kahkahalara karışabilirsin. Arkeoloji müzesi, sanat galerisi ve kültür merkezlerindeki programlarla kaçışını çakıştırabilir, keyifli bir pikniği kültürel aktivitelerle sonlandırabilirsin. Oraya gidersen sosyal medyadan #kültürparktayız diyerek paylaşımda bulunmayı unutma.”

Sona ererken elindeki görüşler Selinlerin, kısa bir veda zamanı geldi Urbanista’dakilerin… Umarız bir nebze soluk aldırmayı başarırız size bu listeyle. Bizim de bu yaz sayımızla izne ayrılacağımız o sıcak günlerde hepinize temiz hava, bol gıda ve iç huzuru dileriz.

PAYLAŞ