Venedik Mimarlık Bienali açıldı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) koordinasyonunu yürüttüğü, Venedik Bienali 15. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu bu sene Darzanà: İki Tersane Bir Vasıta başlıklı projeye ev sahipliği yapıyor.

848
PAYLAŞ

Venedik Bienali 15. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nda yer alan Darzanà: İki Tersane Bir Vasıta başlıklı proje bienalin 28 Mayıs tarihinde açılmasıyla beraber ziyaretçilerle buluştu. Bienal 27 Kasım tarihine kadar devam edecek. Proje, Feride Çiçekoğlu, Mehmet Kütükçüoğlu ve Ertuğ Uçar küratörlüğünde, Cemal Emden ile Namık Erkal’ın küratöryel işbirliğiyle, Hüner Aldemir, Caner Bilgin, Hande Ciğerli, Gökçen Erkılıç, Nazlı Tümerdem ve Yiğit Yalgın’dan oluşan proje ekibi tarafından hazırlandı. İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) koordinasyonunu yürüttüğü, Schüco Türkiye ve VitrA’nın eş sponsorluğunda gerçekleştirilen Türkiye Pavyonu, bienalin ana mekanlarından Arsenale’deki Sale d’Armi binasında bulunuyor.

Can Eren, Deniz Aktürk Erdem, Bülent Eczacıbaşı, Feride Çiçekoğlu, Ertuğ Uçar, Mehmet Kütükçüoğlu
Can Eren, Deniz Aktürk Erdem, Bülent Eczacıbaşı, Feride Çiçekoğlu, Ertuğ Uçar, Mehmet Kütükçüoğlu

Sınır ihlalleri ve melezlik üzerine bir proje olan Darzanà, tersane kentleri olan Venedik ve İstanbul arasındaki ortak kültürel ve mimari mirası vurguluyor. Bu yılki Venedik Mimarlık Bienali için İstanbul’un eski tersanelerindeki çöp yığınlarının altında çürümeye terk edilmiş ahşap kalıp parçalarıyla ölçü birimlerini ve tekne kalıntılarını birleştirerek inşa edilen son tekne Baştarda, İstanbul’dan Venedik’e, Akdeniz’e dair hikâyeleri taşıyor.

Köken olarak, Türkçe’deki tersane ve İtalyancadaki “arsenale” kelimelerinin Venedik lehçesindeki karşılığı olan Darzanà, Arapça’daki “Dara’s-sina’a” (sanayi yeri) tabirinden geliyor. Bugün farklı kimliklere ve ölçeklere sahip Venedik ve İstanbul’un, geçmişte birbirini yansılayan ve benzer üretimler yapan tersanelerinin ortak nüvesi, tekne inşaatının yapıldığı ve sonrasında teknelerin suya bırakıldığı, denize dik konumlanmış, Türkçede “göz”, İtalyancada “volti” denen mekânlar. Darzanà projesini Venedik’e taşımak için inşa edilen teknenin adı, yine çok kültürlü ve çok kökenli bir başka kelime olan Baştarda. Sözcüğün anlamı “nesebi belirsiz” kökeni için İtalyanca’daki “bastardo vevenedik-mimarlık-bienali-2016-b bastarda” kelimeleri ipucu verebilir… Kelimenin denizcilik anlamındaki tarihine gidersek Osmanlı döneminde ilk defa, kadırga ile kalyon adlı iki gemi türünün arasındaki bir geçiş türü, hem kürekle, hem yelkenle yol alan melez bir tekne tipini ifade etmek için kullanıldığını görüyoruz. Akdeniz’e özgü melezliği simgeleyen Baştarda, bugün biri İstanbul gibi bir megakentte çürümeye terk edilen, diğeri Venedik gibi bir müzekentte yılın belli zamanlarında hayat bulan iki göz arasında köprü olacak.

Baştarda, Türkiye Pavyonu’na ev sahipliği yapan, Venedik tersanesinin Sale d’Armi binasındaki holün ahşap kirişlerinin bir kopyasının altında, İstanbul’da inşa edildi. 30 metre uzunluğa ve dört ton ağırlığa sahip olan bu vasıta, ahşap kalıplar; mobilya, tabela ve gemi ıskartaları gibi sahada bulunan terk edilmiş malzemelerden ve yedi kilometrelik çelik kablo benzeri 500 parçadan oluşuyor. Parçalar, Baştarda’nın Türkiye Pavyonu için Mayıs’ta tekrar inşa edildiği Sale d’Armi’ye Nisan ayında gönderildi. Venedik Mimarlık Bienali 2016 Kasımında sona erdiğinde, Baştarda serüvenine devam edecek, İstanbul’a geri gelecek ve umulan o ki, ileride Tersane şehre açıldığında, inşa edildiği mekânda sergilenerek ortak hafızaya dair hikayeler anlatmayı sürdürecek.

PAYLAŞ