Bir hoşgörü ortamı: Kuzguncuk

İstanbul’da mahalle kültürünü hâlâ yitirmemiş eski semtlerden biri Kuzguncuk. Hem hareketli çarşısı, hem tarihi yapıları hem de ara sokaklarındaki eski binalara gizlenmiş mağazalarıyla görülmeye değer.

4790
PAYLAŞ

Boğaz kıyısında kilise, cami ve sinagogun yan yana yükseldiği, bağrında 19. yüzyıl İstanbulunun kozmopolitliğini ama daha da önemlisi bugün bulmakta zorlandığımız hoşgörü ortamını barındıran bir semt Kuzguncuk. Sokaklarında dolaşırken fark eceğiniz en önemli özellik, mahalle kültürünün devam ediyor olması. Bunun sebebiyse semte büyük marketlerin girmemesi ve küçük esnafın hâlâ ayakta kalması. Aralarına kafe ve restoranların serpiştirildiği fırın, bakkal, manav, kasap, tuhafiyeci ve kırtasiyeci ana cadde İcadiye’de ziyaretçileri karşılıyor.

İlk kez gidecekseniz ve tarihi yapılara meraklıysanız, semti gezmeye sahil şeridinden başlayın. Boğaz yolu üzerindeki Ermeni Kilisesi Surp Krikor Lusavoriç ile yan yana yer alan Kuzguncuk Camii’nin yapımı için zamanında Ermeni cemaati bahçelerinden yer vermişler. Bu iki farklı dine mensup ibadethanenin aynı bahçede olması bile semtin ne kadar hoşgörülü olduğunu anlatmaya yetiyor. Düşünün, kubbeleri bile aynı yükseklikte…

Saffet Emre Tonguç Cemil Molla Köşkü'nde
Saffet Emre Tonguç Cemil Molla Köşkü’nde

Köşk ve yalıların ihtişamı
Deniz kıyısındaki Üryanizade Camii de ilgi çekici yapılardan. 1860 yılında II. Abdülhamid’in şeyhülislamlarından Üryanizade Ömer Efendi tarafından yaptırılan cami, sadece tarzının en güzel örnekleri arasında sayılan saçaklı ahşap minaresiyle değil, şirin bir yalıya benzeyen görüntüsüyle de dikkat çekiyor. Kuzguncuk’tan Beylerbeyi istikametine doğru ilerlediğinizdeyse sol tarafta ağaçların arkasından ihtişamını fark edeceğiniz Cemil Molla Köşkü’nü göreceksiniz. 1885 yılında II. Abdülhamid’in Adalet Bakanı Mahmut Cemil Efendi için İtalyan mimar Alberti tarafından yapılmış olan bu yapıda Doğu ve Batı mimarisi birleştirilmiş. O dönemde bir kültür merkezi görevi üstlenen köşkte şiir ve musiki geceleri düzenlenirmiş. Burası ayrıca imparatorluğun ilk telefonuna, özel sinemasına ve fotoğraf stüdyosuna da ev sahipliği yapmış. Tavanlarının altın varakla bezendiği, pencerelerinin vitraylarla süslendiği köşkün mermer hamamı, sıcaklığını her zaman koruyabilmesi için zeminden kalorifer sistemiyle ısıtılırmış.
İlginizi çekebilecek bir diğer yapı da, 19. yüzyılda inşa edilen Fethi Ahmet Paşa Yalısı ya da diğer adıyla Pembe Yalı. Burası 1911 ve 1948 senelerinde İstanbul’u ziyaret eden İsviçreli mimar Le Corbusier’ı kendine hayran bırakan bir güzelliğe sahip. Besteci Franz Lizst de yalıda kalıp beğenisini ifade eden bir başka ünlü isim. Yalının arkasındaki koru da aynı adı taşıyor ve içinde belediyenin çok güzel manzaralı tesisleri var. Dinlenmek için uğrayabilirsiniz.

Köşkleri ziyaret ettikten sonra öğle yemeği için deniz kenarını tercih edecekseniz seçiminiz, Kuzguncuk İskelesi yanında denizin üzerindeki konumuyla İsmet Baba olmalı. 2009’da ünlü oyuncu Meryl Streep’in de hayran kaldığı balık lokantasında eski İstanbul ruhunu yaşayabilirsiniz. Eğer ev yemeği tercih ederseniz yine sahil şeridinde olan Hatice Anne’ye uğrayın. Sadece beş kişiyi ağırlayabilen lokantanın sahipleri Hatice Hanım ve oğlu Serdar Bey, yaprak sarma ve mantıyı tavsiye ediyor. İcadiye Caddesi’ni bölen Perihan Abla Sokak’taki küçük ama bir o kadar şirin Asude Lokantası ya da ana cadde üzerinde sokağın başında yer alan Betty Blue da ev yemeği için ideal.

nail-kitap-evi-ve-cafe
Nail Kitabevi ve Cafe

Eski binalar arasında…
Sahil tarafını bitirdikten sonra eski ahşap binaların çevrelediği sokakları da görmek gerek Kuzguncuk’ta. En iyi başlangıç noktası ana cadde İcadiye olacaktır. Caddeye deniz tarafından girince hemen solunuzda Beth Ya’akov Sinagogu’nu ve yanında Ayios Yeorgios Rum Ortodoks Kilisesi’ni göreceksiniz. Yukarıya doğru yürümeye devam ederken, Bereketli Sokak’ın caddeyle kesiştiği noktada Nail Kitabevi ve Cafe var. Bir zamanlar Berber Muzaffer’in dükkanı olan yapı, üçgene benzer sıradışı mimarisi ve tarihi giriş kapısıyla turistlerin fotoğraf noktası oluyor. İçerideyse alt katta sosyoloji, tarih ve politik kitaplar yer alırken eski ahşap merdivenlerle çıkılan ikinci katta İstanbul, edebiyat ve şiir kitaplarını bulmak mümkün. Hemen yanındaki 31 numaralı kapıda ise tasarımcı Nilgün Berber’in atölyesi var. Yaratıcı fikirlerle üretilmiş el yapımı takılar arıyorsanız mutlaka uğrayın.

Yine tasarım ve sanat meraklılarının tanışması gereken iki noktadan biri sokağın sol tarafında 42 numaralı binadaki Harmony Sanat Galerisi ve diğeri 57 numarada bulunan Mona Art Gallery olmalı.

Bu edebi ve sanatsal turun ardından biraz da alışveriş yapmak Homemade-Aromaterapi-kuzguncukisteyebilirsiniz. Bunun için solunuzdaki İnci Çayırlı Sokak’a dönün ve hemen yine soldaki ilk sokak olan Üryanizade’ye doğru girin. Eski evlerin güzelliğine bakarak ilerlerken 5 numaralı binada açık mavi ahşap kapısıyla Homemade Aromaterapi’yi göreceksiniz. Burası bir şifa dükkanı. İçerisinde katkı maddesi bulunmayan, elde edilirken kimyasal süreçten geçmemiş soğuk sıkım sabit yağlar ile bitkileri kullanarak, porselen havanlarda, metal ve plastik değmeden hazırlanan ürünler satıyorlar. Karşı çaprazındaki 10 numaralı binadaysa yine ilgi çekici bir mağaza olan Pikaphane var.

Kuzguncuk’tan bu kadar bahsettikten sonra semtin adının nereden geldiğini de söylemeden geçmeyelim. İlk adı olan ‘Hrisokeramos’un ‘Altın Kiremit’ anlamına geldiği düşünülüyor. Evliya Çelebi’ye göreyse Bizans döneminin ‘Kosinitsa’sı bugünkü adını 15. yüzyılda burada yaşayan Evliya Kuzgun Baba’dan almış.

PAYLAŞ