Ömrüm: Bir Cem Karaca öyküsü

1415
PAYLAŞ

Cem Karaca, çocukluğumun müzik kahramanıdır. Müzik zevkimin temeli, annemin ve 10 yaş büyük ağabeyimin ben küçükken dinledikleri plaklardır. Tiyatroya, müziğe ve siyasete meraklı, yüzü topluma dönük gençliğim için, Cem Karaca’nın teatral anlatımlı, içeriği dolu şarkıları bende “şarkı dediğin böyle olur” refleksi oluşturdu. Hâlâ da şarkıların bir hikayesi, bir derdi, bir sözü, bir anlamı olması gerektiğine inanırım.

Tek kişi oynadığım ve Eylem Pelit Orkestrası’nın eşlik ettiği, Bir Cem Karaca öyküsü anlattığımız ‘Ömrüm’ adlı oyun için aklımı çelen kişi Eylem Pelit oldu. Önceki tek kişilik oyunum ‘Aramızda Kalsın’ı izlemişti. Orada da hayattan hikayeler, tanıklıklar ve anılarım vardı. Soma faciasından sonra, her acı görüntüde çalınan ustanın ‘Maden Ocağının Dibinde’ şarkısını çalmam Eylem’de bu fikri uyandırmış. “Yapsana Cem ağabeyle ilgili bir oyun. Anılarını anlat, onu anlat. Müzikler benden” dedi. Ben de kendime biçtiğim bu anlatıcı, masalcı, trubadur rolünden hoşlanıp bu çerçevede gösteriler hazırlamayı düşündüğümden hazırlığa başladım.

Gazetecilik yüksek lisansı yaptım. Akademik, metodik çalışmaları ve araştırma safhasını severim. Eser için kimi tükenmiş ve yeniden basılmayan kitaplara rağmen ulaşabildiğim her kaynağı inceledim. Arşivlerdeki 1980 öncesi haberlerden dönemin rotasını çizdim. Bu rotayı, Almanya yıllarında yanında oldukları da dahil, ulaşabildiğim insanlara onaylatmaya çalıştım.

Oyun iki perde. Birinci perde doğumundan, sanatla ve özelde müzikle tanışmasından 12 Eylül’e dek uzanan süreci ele alıyor. Ki bu dönem benim için, Sanatçı Cem Karaca dönemidir. İkinci perdeyse, vatandaşlıktan çıkarıldığı cunta dönemindeki Almanya yaşamından vefatına dek olan süreci anlatıyor, ki bu dönem de benim için tanışma, ağabey ve Usta Cem Karaca dönemidir. Bütün bu süreçlerde genel bilinenlerin yanı sıra, bilinmeyen, unutulan, doğru sanılıp da aslında yanlış bilinen birçok noktaya parmak basarak ilerliyorum.

Örüm, 1967’de yapılan 3. Altın Mikrofon Müzik Yarışması’nda Cem Karaca ve Apaşları ülkeye tanıtan ‘Emrah’ şarkısıyla açılıyor. Devamında ‘Kendim Ettim Kendim Buldum’, ‘Namus Belası’, ‘Tamirci Çırağı’, ‘Parka’, ‘68’linin Türküsü’ ve ‘Ömrüm’ gibi şarkılar çalınıyor. Oyuncu ve müzisyen olduğumu bilenler sahnede şarkıları söylediğimi de tahmin etmişlerdir sanırım.

Sahne dekor anlamında ikiye ayrılmış gibi görünüyor, şarkı ve anlatı bölümleri olarak. Bir tarafta bir koltuk, bir sehpa ve bir abajurdan oluşan ev ortamındaki samimi anlatı alanı, diğer taraftaysa gitarımı çalmama imkan sağlayacak merdivenli estrat mantığında bir yükselti. Tam ortadaysa şarkı alanımız. Ama çok büyük bir ayrım yok. Zaman zaman iç içelik var.

PAYLAŞ