Yüzyıllara meydan okuyan cami

İstanbul’da deniz kıyısına yapılan ilk cami olma özelliğini taşıyan, inşası toplamda 66 yıl süren ve 8 Şubat 1663’te ibadete açılan Yeni Cami, yüzyıllara meydan okumaya devam ediyor.

1267
PAYLAŞ

Daha önceleri Valide Cami ve Yeni Valide Cami adıyla da anılan İstanbul’un en görkemli camilerinden biri olan Yeni Cami’nin inşa öyküsü hayli ilginçtir. Temeli atıldıktan 66 yıl sonra ibadete açılan Yeni Cami’nin inşasına 1597’de başlanır. Yaşanan olaylar nedeniyle inşa çalışmaları 1605’te yarım bırakılır. 1660’da yeniden inşa edilmeye başlayan cami nihayet 1663 yılında bitirilerek ibadete açılır.

Yeni Cami’nin yapım hikayesi ise Safiye Sultan’la başlıyor. 1597 yılında, III. Murad’ın eşi, III. Mehmed’in annesi, Osmanlı sarayının güçlü sultanlarından biri olan Venedikli Baffo ailesinden Safiye Sultan, adını yaşatacak bir cami inşa ettirmek ister. Caminin inşa edileceği yer olarak Eminönü’nde, ‘Bahçekapısı’ olarak bilinen semt seçilir. Gümrüğe ve limana yakınlığı nedeniyle ticaret merkezi olan Eminönü günümüzde olduğu gibi yine kalabalık ve hareketli bir semttir. İstanbul’da deniz kıyısına yapılacak olan bu ilk caminin inşasına orada bulunan Yahudi mahallesinin istimlak edilmesiyle başlanır. Edirne ve Selanik’ten gelen Karay Yahudilerinin uzun yıllardır yaşadığı mahalle, yüksek bir bedel karşılığında istimlak edilir.

Mimar Sinan’ın tekniğini uyguladı
Safiye Sultan, Yeni Cami’nin inşası için Davut Ağa’yı görevlendirir. Mimar Sinan’ın öğrencilerinden olan mimar Davut Ağa, Mimar Sinan’ın ölümünden sonra baş mimar olmuştur. Mimar Davut Ağa, temel kazma işlerine başlar. Deniz kenarında bulunan cami alanında her kazılan yerden su çıkmaktadır. Kazılan kuyulardan çıkan sular tulumbalarla boşaltılarak zemin kurutulur. Mimar Davut Ağa, Mimar Sinan’ın Büyük Çekmece Köprüsü’nde uyguladığı tekniği tekrarlayarak, caminin temelini büyük kazıklar üzerinde kurşun kuşaklarla birleştirdiği bir zemin üzerine oturtarak bu sorunu aşar.

19. yüzyıl başında Yeni Cami’nin arka cephesi.
19. yüzyıl başında Yeni Cami’nin arka cephesi.

Rodos’tan getirilen taşlarla inşaat başlar. Cami, birinci katın pencere hizasına kadar yükselir. Bu arada, İstanbul’da başlayan veba salgını sırasında mimar Davut Ağa yaşamını yitirir. 1598’de yerine mimar Dalgıç Ahmed Çavuş görevlendirilir. Aksilikler bununla sınırlı kalmaz. Önce III. Mehmed ölür, annesi Safiye Sultan kendini saraya kapatır ve üç yıl sonra, 1605’te vefat eder. Safiye Sultan’ın ölümüyle cami inşaatı yarım kalır. İnşaat maliyetinin yüksekliği nedeniyle caminin tamamlanması mümkün olmaz ve bir süre sonra da inşa alanı yeniden bir mahalleye dönüşür. 24 Temmuz 1660’ta çıkan ve İstanbul’u bir uçtan diğer uca yakıp kül eden büyük yangında bu mahalle de tamamen yanar.

Kusursuz simetri örneği
Dönemin padişahı, IV. Mehmed’in annesi Valide Hatice Turhan Sultan, bu mahallenin yıkıntıları arasında dolaşırken caminin kalıntılarına rastlar ve bu camiyi yeniden yaptırmak ister. Caminin inşası için baş mimar Mustafa Ağa görevlendirilir. 57 yıl önce temeli atılan caminin inşasına yarım kalan duvarlardan bir sıra taş sökülerek yeniden başlanır.

Dört yandan dört yarım kubbeyle çevrilen ve dört fil ayağına oturan kubbenin yükseldiği bu dikdörtgen planlı cami, kusursuz bir simetri örneği olarak kabul edilmektedir. Cami, üç şerefeli iki minaresi, iç mekânda bulunan mavi ve yeşil İznik çinileri, kalem işleri ve ünlü hattat Mustafa Çelebi’nin elinden çıkan pencereleriyle ilgi odağı olur. Yeni Cami, 8 Şubat 1663 günü cuma namazı ile birlikte düzenlenen görkemli bir törenle ibadete açılır.

Evliya Çelebi’nin, ‘Seyahatname’ adlı eserinden birkaç satırı aktararak yazıya devam edelim: “Bu câmiin dört tarafında pencereler, billurlar, Necef camlar vardır. Üç kandil tabakası vardır. Mihrap ve minberini tarif etmekte dil âciz kalır. Beş kapısı vardır. İki yan kapıları, bir imam kapısı, bir kıble kapısıdır. Bu câmiin içinde asılı olan kıymetli avizeler, İstanbul câmilerinde değil belki bütün İslam câmilerinde yoktu. Her bir avize bir padişah, bir vezir vükelâdan hediye gelmiştir. Pencereleri, kapıların kapakları baştanbaşa sedef işlemelidir.”

Themistocles von Eckenbrecher’in 1873 tarihli resmi.
Themistocles von Eckenbrecher’in 1873 tarihli resmi.

Yeni Cami ismiyle anılan yapı sadece camiden ibaret değildir. Aynı zamanda büyük bir külliyedir de… 1665’te tamamlanan Yeni Cami Külliyesi; Cami, Hünkâr Kasrı, Darülkurra (Yüksek Hafız Okulu–sonradan yıkılmıştır), Sıbyan Mektebi (İlkokul–sonradan yıkılmıştır), Mısır Çarsısı, Sebil ile Hatice Turhan Sultan, IV. Mehmed, II. Mustafa, III. Ahmed, I. Mahmud, validesi Saliha Sultan, III. Osman’ın da yattığı türbelerden oluşur.

Hünkâr Kasrı
Yeni Cami kadar Yeni Cami Kasrı ya da Hünkâr Kasrı olarak bilinen yapı da mimari olarak İstanbul’un önemli yapıları arasında yer alır. Hünkâr Kasrı, uzun yıllar bakımsızlık nedeniyle harap olduktan sonra 2010’da geçirdiği büyük restorasyonla yeniden eski görkemli günlerine kavuşur.

İbrahim Hakkı Konyalı, 1 Mart 1938 tarihli Yedigün dergisinde kasrı şu cümlelerle anlatır: “Yenicami Kasrı da mabedin göğsüne takılmış pırlanta bir madalyondur. Mabette gördüğümüz mimarî deha, çini, mozayik, sütun, direk başlığı, tezhip, mina ve yazı güzellikleri harikulâde bir maharetle ve daha yüksek bir muvaffakıyetle kasırda teksif edilmiştir.”

Safiye Sultan’ın inşasına başladığı, Hatice Turhan Sultan’ın ibadete açtığı, tarihi boyunca birçok restorasyon geçiren, selatin camileri (sultanların yaptırdıkları camiler) arasında öne çıkan Yeni Cami, yüzyıllara meydan okumaya devam ediyor.

PAYLAŞ