Her dönem sevilen adam

Hem Türk müzik piyasasının önemli isimlerinden hem de bir neslin ‘Barış Abisi’ Barış Manço, 1943 yılının 2 Ocak gününde doğmuştu. 1 Şubat 1999'da ise hayata veda etti. Ama şarkıları her zaman kulağımızda...

1614
PAYLAŞ

Barış Manço ile birbirimizi henüz tanımıyorduk ama dostluğumuzun ilk adımları 70’lerin başında bir çay bahçesinde atılmıştı. Cüneyd Orhon’un klasik kemençesiyle başlayıp, 12 telli gitarın nağmeleriyle devam eden unutulmaz ‘Dağlar Dağlar’ şarkısı aramızdaki ilk köprü olmuştu. Çay bahçesi ne alaka, dediğinizi duyar gibiyim. Öğrencilik yıllarımdı, yeterli param olmadığından bir pikap sahibi olamıyordum.

O zamanlar İstanbul Bağlarbaşı meydanında bulunan Hisar çay bahçesinde buluşurduk arkadaşlarla. Bir köşede içinde yığınla plağın olduğu kocaman bir müzik dolabı vardı. Hangimizin cebinde harcamaya kıyabileceği 25 kuruş varsa, müzik dolabına atar ‘Dağlar Dağlar’ı açardı, biz de dinlerdik keyifle… Aramızdaki ikinci köprü ‘Katip Arzuhalim Yaz Yare’ oldu. Bulduk mu 25’liği doğru dolabın başına…

Barış Manço, o dönem sevgilisi olan Lale Manço ile ilk kez 1976’da görüntülendi. Yazdığım haber, SES dergisinde yayımlandı.

Lale Manço’yla ilk fotoğraf
Yıllar geçtikçe Barış Manço iyiden iyiye ünlü olmuş, bendeniz de liseden üniversiteye terfi etmiştim. Gazetecilik okuyordum. Bir gün okulun ilan panosunda o yılların ünlü dergilerinden SES’in genç muhabirler aradığını gördüm. Başvuruda şansım yaver gitti. Hem mektepli hem de alaylı olarak gazetecilik hayatım başlamış oldu. Bu dönemde Barış Manço, ününü yurtdışına da taşımaya uğraşıyordu. Müzik çalışmaları ve sonradan bitirdiği Kraliyet Akademisi’ndeki öğrenciliği için Belçika onun ikinci vatanı olmuştu. Ve o yıllarda güzel bir sevgilisi olduğundan sıkça söz ediliyordu. Ama, ilişkisi o kadar gizliydi ki, kimse onları yakalayamıyordu.

1976’nın sonbaharıydı. Manço’nun uzun süreli ayrılığın ardından Ekim başlarında İstanbul’a döneceğini öğrenince kafamda bir ışık parladı. Sevdiği kız bu uzun ayrılığın biteceği gün neden havaalanının yolunu tutup, onu karşılamasındı!.. Hangi gün, hangi uçakla geleceğini öğrenip, soluğu Atatürk Havaalanı’nda aldık. Yolcular birer birer sökün ederken, bir köşede Barış’ın annesi Rikkat Uyanık’la yanındaki genç kız dikkatimi çekti. Gözleri ışıl ışıl parlıyordu. İşte bu, o kız dedim. Gümrük kontrollerinin ardından Barış da koşup ona sarılınca, bize de Barış Manço–Lale Çağlar aşkını görüntüleyip SES’te yayımlamak kalmıştı. O anlardan sonra dostluğumuz artık bir sanatçı–gazeteci ilişkisinden de öteye gitti. Ve hiçbir zaman da saygı sınırları aşılmadan sevgiyle sürdü.

Barış Manço ile evinde röportaj yaptığım günlerden biri.
Barış Manço ile evinde röportaj yaptığım günlerden biri.

Fotoğrafa çok meraklıydı
Sonraki dönemlerde yolum Hürriyet’le kesişti. Bir müzik dergisi hazırlayacaktık. Çalışmalar sürerken derginin de adı belli oldu: GONG. Yayın tarihi yaklaşırken, reklam hazırlıkları da yoğunlaşmıştı. Fotoğraf çekimleri için Barış’ın Uzakdoğu’dan aldığı gong aklıma geldi. O zamanki genel müdürümüz Çetin Emeç’e bunu söyleyince çok hoşuna gitti. Barış’la konuşup gongunu dergimizin fotoğraf stüdyosuna getirdik. Birçok ünlü, onun önünde tokmak sallayıp poz verdi. Değerli bir çalgı ve de emanet oluşundan dolayı, stüdyodaki işimiz bittiğinde onu Çetin Emeç’in odasında koruma altına alırdık.

Böyle farklı ilgilerinin yanında antikalara da çok meraklıydı Barış. Bunlar içinde fotoğraf makinelerinin de hatırı sayılır bir yeri vardı. Antikaları bir yana, profesyonellerin bile elinde olmayan yeni makinelere sahipti. Evinin bir odasında taht misali koca bir koltuk ve stüdyo ışıkları vardı. Yurtdışından yabancı mankenler gelir, Barış da onları fotoğraflardı. Hatta bir defasında Ali Rıza Binboğa’yı poster çekimi için onun evine götürmüştüm. Her şeyi birlikte kurgulamıştık. Hiç gocunmaz, elinden geldiğince yardım etmeye çalışırdı. Ne de olsa fotoğraf ikimizin de tutkusuydu. Yaptığımız söyleşi fotoğraflarının durağan, alışılagelmiş olması ikimizi de rahatsız ederdi. Kimi zaman Kadıköy çarşısına inerdik, esnafın arasına karışırdı. Balıkçısıyla, antikacısıyla sohbet ederdi. Ben de basardım deklanşöre…barış-manço-2

Düşündürücü şarkılar
Şarkılarının sözlerini genellikle kendisi yazardı. Bazıları çok düşündürücüydü. Dinleyen ne demek istiyor diye kafa yormak zorunda kalırdı. Örnek vermem gerekirse, ‘Anahtar’ şarkısı bunlardan biriydi. Delikanlının kıza olan aşkını ve kızın paraya olan tutkusunu kağıt paralarımız üzerindeki resimlerle anlatan bir şarkıydı bu. Eğer, bir yerlerden bulup da dinlerseniz, anlaşılmaz gibi olan sözlerini çözümleyebilirsiniz.

Bazılarındaysa, halk dilini kullanırdı. Kalabalık ortamlarda yük taşıyan kişilerin yol açmak için söyledikleri şu klasik cümle gibi: “Değmesin Yağlı Boya.” Bu adı taşıyan bir de albüm çıkarmıştı. Şimdilerin lüks apartmanlar dikilen Moda semtinde yıkık dökük bir bina bulup, onun duvarını boyarken çekmiştim fotoğraflarını. Aman ha değmesin yağlı boya… Tabii ki, o dönemde çıkan rakiplerine de bir göndermesi vardı bu sözcüklerde: “Çekilin yine geliyorum, yolumda durmayın” dercesine…

Manço’nun klasik otomobilleriyle yapılan özel stüdyo çekimi.

Evlerimiz yakındı. Bazı akşamüstleri ona uğrar, sohbet ederdik. Bir yıl Eurovision Şarkı Yarışması’na katılmak istemişti. Eşi Lale için yazdığı ‘La Casa Della Mamma Tulipano–Lale Annenin Evi’ adlı şarkıyı ilk bana dinletmişti. Daha sonra yarışmaya katılmaktan vazgeçmiş, şarkıyı Türkçe olarak ‘Dön Desem Döner misin Bana’ adıyla seslendirmişti. Aradan uzun yıllar geçti. Hürriyet bir otomobil dergisi çıkarmaya başladı. İstemeyerek de olsa, kendimi otomobiller arasında buluvermiştim. Haftalık AUTO Show dergisinin yanı sıra, aylık olarak da Auto Capital’i yayımlıyor, daha sıradışı haberler yapıyorduk. Aklımıza Barış’ın klasik otomobil merakı geldi. Otomobillerinin dört tanesini dev bir stüdyoya sokup fotoğraflayacaktık. Kolay bir iş değildi. İstanbul’un Anadolu yakasındaki antika otomobiller, Avrupa yakasına taşınacaktı. Çekimleri biraz daha renklendirmek amacıyla otomobillerin yanında Barış’la birlikte birer de kadın manken olacaktı. Eşi Lale’nin de unutulmaz gayretiyle bu işin içinden yüzümüzün akıyla çıkmıştık. Kim derdi ki, bu onunla son görüşmemiz olacak diye?

Evini ziyaret edin
Yaklaşık bir buçuk yıl geçmişti. 1 Şubat 1999’da acı haber tez ulaştı. İki gün sonra da onu sonsuzluğa uğurlamak için, 7’den 77’ye programının sloganı olan ‘Barış Manço Moda 81300 İstanbul’ adresindeki evinin önündeydik. ‘Elveda&Ölüm’ şarkısındaki herkes ona ağlıyordu. Tatlı komşusu Ayşe Teyze, emekli Salih Öğretmen ve binlerce seveni… Kalabalığın arasında kalan bir köpek de bana, o şarkıdaki Barış’ın can dostu ‘Çomar’ı anımsattı. O bile burada, demekten alamamıştım kendimi.

‘Klasikler Yetim Kaldı’ başlıklı yazıda onun için son satırları yazmıştım. Her ne kadar onu sonsuzluğa uğurlamış olsak da Barış hep aramızda, şarkılarıyla kulaklarımızda, içimizde… Ve o bugün 73 yaşında. Onu bir kez daha yaşamak, birlikte olmak isterseniz Barış Manço Moda 81300 İstanbul adresindeki evine uğramalısınız. Bir müze haline dönüştürülen o evde, hoparlörlerden yükselen Barış Manço sesiyle, onun eşyalarıyla, kısacası yine onunla birlikte olabilirsiniz.

PAYLAŞ