Mimarinin son 30 yılı

DS Mimarlık’ın kurucuları, Studio-X’te Mart başına kadar devam edecek Mikrokozmos sergisi vesilesiyle bizlerle. Sergiyi, biri peyzaj mimarisi, diğeri belgeleme ile ilgilenen Sevim Aslan ve Deniz Aslan’dan dinliyoruz...

799
PAYLAŞ

Mimarlıkta iş yürütme konusu açısından bakıldığında yıllar içinde en temel olarak neler değiştiğini gözlemlediniz?
Deniz Aslan: Öncelikle işverenlerin profili çok değişti. Ülkemizde büyük şirketler kurum olarak değil aile şirketi olarak varoldular. Tabii bu ailelerin çocukları yurtdışında okudu, birçok şeye değmiş oldular, görmüş ve yaşamış oldular. Tasarımcılarla, mimarlarla ve bütün aktörlerle rahatlıkla diyalog kurabiliyorlar. Kendilerini çok rahat ifade edebiliyorlar. Belki de değişen şeylerden biri bu olabilir. Yani eskiden işveren kendini çok kolay ifade edemezdi. Doğru şekilde bilgi veremezdi. Yani bu işi ne için yaptırdığı konusunda bir özet aktaramazdı. Oysaki bu, başlangıç için çok önemli bir konudur. Bu sebeple eskiden büyük iletişimsizlikler söz konusuydu. Ters orantılı olarak, iş üretme hızı da değişti. Daha önceleri bayağı güzel bir sürede, bayağı anlayarak ve deneyerek proje üretirken şimdi proje süreleri göz açıp kapayana kadar hızlıca bitiyor.
Sevim Aslan: Benim alanımda galiba çok bir şey değişmedi. Daha doğrusu benim uğraştığım belgeleme işlerinin en yenisi bile artık eskide kaldı. Dolayısıyla aslında uğraştığım işlerin düzeyi ve ele alınış şekilleri de bu şekilde etkilendi. Tabii ki teknolojiyle birlikte gelen bir hız da söz konusu. O kaliteyi düşürmüyor, işlerin yapısı değişmedi, fakat hacmi çok azaldı. Ordan anlıyorum bir şeylerin değiştiğini. Yıllar geçtikçe benim çalışmamın büyük bir yüzdesini yönetimsel işler almaya başladı ofiste.

Türkiye’deki belgeleme işlerinin yapısı nasıl?
SA: Vakıflar Müdürlüğü’nün 6-7 sene önce rölöve, restitüsyon, restorasyon proje ihaleleriyle ülkede yeni bir furya başladı. Bu yeni gelişme bizi önceleri çok sevindirmişti, artık kültür varlıkları ele alınacak, gün yüzüne çıkarılacak diye düşünmüştük. Fakat bir de gördük ki, tanımlanan projelendirme için belirlenen süreler ve iş tarifleri çok yetersizdi. Bu durum öyle bir domino etkisi yarattı ki, olaylar iş, koruma kurulu yapılanmasının değişmesine kadar vardı. Bu da, arz-talebi değiştiren zincirleme bir reaksiyon oluşturdu.
DA: Aslında optimize edilmiş bir dökümantasyon şekli, koruma kuruluna yetiyor. Oysa belgeleme konusu maksimize edilmesi gereken bir şey. Ne yapılmalı konusuna gelirsek de, bir kere her şeyden önce mimarların bunun sadece bir çizgisel belgeleme olmadığı, hafıza belgelemesi de dahil olmak üzere bir yayın olduğunu kavraması gerekiyor.

Şimdiye kadar pek çok mimari ofisle beraber mesai yaptınız. Farklılıklar ve aynılıklardan biraz bahseder misiniz?
DA: Tabii ki, işin doğası gereği her ofisin ayrı bir mimari duruşu vardır. Ben üç karakterden bahsedeceğim. Bir, daha lineer, biraz daha vasat olmayı kabul edip öyle bir ara hizmet durumunu tercih etmiş ofisler. İki, mimarlık konusuna kendilerini adamış, daha az sayıda iş yapan, daha sorgulayıcı, işe daha ince bakarak çalışan ofisler. Ve üç, aslında bu ikinci ofis karakteri içinde olan, fakat çok büyümüş olan ofisler. Bizim çalışma pratiğimiz açısından bu mimari omurgası güçlü ama büyümüş gruplar, daha bürokratik olmaya başladı. Yani karar süreçlerinin uzaması, tekrar sana dönülememesi, dönülme durumunda da yalnızca e-postalarla dönülmesi… gibi. Yani biraz iletişimsizlikten kaynaklanan bir durum oluşuyor. O ilk söylediğim gruplaysa bir şey konuşulmuyor. Yani, o açıdan aslında çok rahatız. Sadece işverenin projeyi beğenmesi düzeyinde buluşuyoruz. Meseleler de “haydi işverene projeyi biraz daha anlatalım, haftaya bir movie getirseniz,” gibi cümlelerle halloluyor.

PAYLAŞ