Göçle değişen şehirler

964
PAYLAŞ

Kentlere dair düşünmek için yeni yöntemler keşfetmemiz gerekli. Çok kalabalıklar, düzensizler vesaire gibi klişeleri tekrarlayacak değilim. Konuşmamız gereken daha ciddi konular var. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya büyük kutlamaların ve şiddetli savaşların coğrafyası. Yüzyıllardır böyle olan bu durum daha uzun süre de değişecekmiş gibi görünmüyor. Bu ortamın yarattığı zor koşullara maruz kalan insanların da dramları ne yazık ki ortada. Zorunlu göç ve hayatta kalma mücadelesi tarihin her anında bir gerçeklik olmuş olsa da, şimdi içinde yaşadığımız zamanda olduğu gibi, fazla yoğunlaşınca daha da çarpıcı bir hale geliyor.

Böyle zamanlarda, alışıldık şeyler bambaşka anlamlar kazanıyor. Turizmi ve güzel anıları canlandıran deniz ve sahil, birdenbire insanlığın yaşadığı en çarpıcı dramların mekanı haline geliyor. Ardında savaşı bırakıp, insanca haklara sahip olabileceği yeni bir geleceğe doğru koşan insanların yaşadığı dramın ve onca harcanmış hayatın fotoğrafları tek bir kez görülmüş olsa bile hiçbir zaman akıldan silinmeyecek kadar çarpıcı.

Bu fotoğraflar yaşanan dramın son anına ait bir tanıklık. Yunan adalarına geçişi, kendileri için bir kurtuluş olarak gören mültecilerin, bu geçişe dair tüm bağlantıları kurduğu ve yaşamlarını tehlikeye atarak bu yolculuğa çıktıkları önemli bir geçiş noktası İzmir. Kent, yıllardır Ortadoğu’dan ve Afrika’nın farklı yerlerinden gelen mültecilerin geçiş planları için bir ara durak olarak kullanılıyor. Farklı mahallelerde tabelaların dillerinin, restoranların sattıkları yemeklerin ve ürün satan mağazaların içeriklerinin değişmeye başlaması birdenbire olmuş olan bir şey değil. Bu, yıllardır gözlenen bir değişim.

Sadece sınır dışından gelip sınır dışına giden insan hareketlerine dair değil, ülke içindeki insan hareketlerine dair düşünmek için de yeni yöntemler keşfetmemiz ve bu yöntemlerle kentlere bakmamız gerekli. Farklı güvenlik bahaneleri ile ilan edilen sokağa çıkma yasaklarıyla gündelik hayatları tamamen değişen ve sokakları yaşam alanlarından çok çatışma alanlarına dönen kentlerimizde olan biteni anlamak için de yeni yöntemler keşfetmek gerek. Silahlı çatışmaların yerini gündelik hayatın renklerinin alması için, kentlerin biçimlendirilmesinde ideolojiler ötesi yaklaşımlar yaratmalıyız.

Sokaklarımızdan sessizce geçip giden, kentlerimizde görmezden geldiğimiz zorlu hayatları yaşayarak, hayatlarını tehlikeye atacak o yolculuğa hazırlanan mülteciler ne kadar gerçekse; ülkemizin farklı yerlerinde hayatları durduran yönetimsel kararların ve çatışmaların ortasında hayatlarını tehlikeye atarak yaşamaya çalışan insanlar da bir o kadar gerçek.

Bazı kentlerimiz zenginleşiyor, inşaatlarla yoğunlaşıyor, zenginliğin temsili markaların tabelaları ile aydınlanıyor. Yakın geleceğimizin tüm dertleri henüz tüm ağırlığı ile üzerimize binmiş değil. Halen onları görmezden gelmemize yetecek kadar kendisiyle oyalanacağımız oyuncağımız mevcut.

Ama mülteci dramlarının, ülke içi çatışmaların, enerji odaklı politikaların yerelde yarattığı protestoların; kuraklık, sel, deprem gibi doğal afetlerin ve nicelerinin yaşadığımız hayatları inceden inceye sallamaya başladığı da yadsınamaz bir gerçek. Bütün bunlar bir anda ve çok yoğun şekilde hayatlarımıza doğrudan etki etmeye başladığında, sokağın, evin, mahallenin, parkın, yolların, kıyıların, ovaların, tarımın, pazarın, yönetimsel erkin; kısacası kentin ve kırsalın anlamının nasıl değişeceği üzerine düşünmek için yeni yöntemler üretmenin tam zamanı.

PAYLAŞ