En heybetli Bizans sarnıcı

1577
PAYLAŞ

İstanbul’un görkemli olduğu kadar gizemli ve büyüleyici yapılarından birisi de Ayasofya’nın güneybatısında bulunan Bazilika Sarnıcı’dır. Bu sarnıca Bazilika Sarnıcı denmesinin nedeni de büyük ihtimal ile 4. yüzyılda burada bir bazilika bulunmasıdır. Bazilika, Roma İmparatorluğu’nda bütün resmi dairelerin, ticaret mahkemelerinin, hatta bazı sanat kurumlarının da içinde bulunduğu binalara verilen isimdir.

Günümüzde biz Bazilika Sarnıcı’nı, suyun içinden yükselen yapısı ve muhteşem mermer sütunları sebebiyle sanki bir felaket sonucu yerin altına gömülmüş büyülü bir saray hissi verdiği için Yerebatan Sarayı olarak tanıyor ve biliyoruz.

Su, gerek eskinin gerek de günümüzün İstanbul’unun kent örgütlenmesindeki temel unsurlardandır. İstanbul’u ne 6. yüzyılda ne de bugün yeterli su olmadan hayal etmek mümkün. Su olmadığı anda kent çöker ve yaşanamaz bir hal alır. İşte bu yüzden İstanbul bir Roma şehri olduğu zaman su ihtiyacının eksiksiz karşılanması için Roma İmparatorluğu’nun emsalsiz su teknolojisi devreye girmiş ve gerekli tüm önlemler alınmıştır.

Bizans imparatoru I. Justinianus (527-565) döneminde öncel Belgrad Ormanı’ndan su taşıyan zarif su kemerleri inşa edilmiş, sonrasında ise bu kemerler ile şehre getirilen su sarnıçlarda toplanmıştır. İşte bu sarnıçların günümüze kadar ulaşan en heybetli ve ihtişamlısı Yerebatan Sarayı’dır. İnşasında kullanılan tüm sütunların çeşitli pagan tapınaklarından buraya getirildiği bilinmektedir. Bu sütunların başlıkları yer yer farklı özellikler taşır. Bunlardan 98 adedi Korint stilini yansıtmaktadır. Dor stilindeki diğer sütunlar ise daha basit ve düzdür.

Otoritelerin 4. yüzyıla tarihlediği, gövdesi ağaç tasvirli, üzerinde tavus gözü denilen motiflerin bulunduğu bir sütun ve göz yaşı motifi bulunan başka bazı sütunlar da vardır.

Bir söylenceye göre sütunların üzerindeki göz yaşı motifleri sarnıcın yapımı sırasında çalışan yedi bin kölenin içinden eziyet çeken ve yaşamlarını yitirenlerin anısına adanmıştır.

Sarnıcın en büyük gizemlerinden bir tanesi ise kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında kaide olarak kullanılan iki Medusa Başı’dır. Bu Medusa başları şüphesiz ki, Roma Dönemi heykel sanatının şaheserlerindendir.

Tüm ziyaretçilerin büyük ilgisini çeken bu Medusa başlarının buraya nereden ve tam olarak ne amaçla getirildiği ne yazık ki bilinmemektedir. Bu konudaki araştırmacılar, bu başların sarnıcın inşası sırasında sütun kaidesi olarak kullanılması amacıyla getirildiğini düşünse de, Medusa Başı hakkında birtakım efsaneler de söz konusudur.

Doğu Roma döneminde geniş bir alanı kaplayan ve imparatorların ikamet ettiği büyük sarayın ve bölgedeki diğer sakinlerin su ihtiyacını karşılayan Yerebatan Sarayı’nın kaderi İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethinden sonra değişir. İslami temizlik esasları gereği durgun su yerine akar vaziyetteki suyu tercih eden Osmanlılar şehirde kendi su tesislerini kurarlar ve sarnıçtaki suyu sadece padişahların oturduğu Topkapı Sarayı’nın bahçelerini sulamak için kullanırlar.

Sarnıcın kaderini bir kez daha değiştiren kişi ise 1544-1550 yıllarında Bizans kalıntılarını araştırmak üzere İstanbul’a gelen Fransız gezgin ve bilim adamı Petrus Gyllius olur. Gyllius sarnıcı adeta yeniden keşfederek tüm dünyaya tanıtır. Gyllius, Yerebatan Sarayı civarındaki evlerin zemin katlarında bulunan kuyulardan ev halkının kovalarla su çekip balık tuttuklarını öğrenir. Özellikle evlerin bodrumlarındaki balık tutma partileri bu yapıya karşı tüm merakını daha da kamçılar.

Sarnıcın tam üstündeki ahşap bir evin avlusundan yerin altına açılan bir dehlizden inerek sarnıcın içini gezer, ölçümler yapar. Gördüklerini ve edindiği tüm bilgileri seyahatnamesinde yayımlayan Gyllius bu muhteşem yapının gün ışığına çıkmasını sağlar. Bu noktadan sonra sarnıç birçok onarımdan geçerek en popüler turist çekim noktalarından biri haline gelir.

Sinema ve edebiyat dünyasında da kendine haklı bir yer edinen sarnıç ilk olarak 1963 yılında James Bond serisinden ‘From Russia with Love’ filminde boy gösterdi. Son olarak geçtiğimiz ay Yerebatan Sarayı, yurtiçindeki uzmanların yer aldığı jüri tarafından Türkiye’nin UNESCO’daki en iyi eseri seçildi.

Keyif Notu:
House of Medusa Restaurant, Osmanlı tarzında yapılmış eski ve harap bir evin uzun çalışmalar sonucu restore edilmesiyle 1987`de faaliyete geçen keyifli bir mekan.

Adını hemen altında bulunan Yerebatan Sarayı’ndaki Medusa figüründen alan bu restoranda sarnıcı gezdikten sonra yorgunluk atabilirsiniz.

Adres: Yerebatan Caddesi Muhterem Efendi Sokak No:19 Sultanahmet Fatih İstanbul.
Telefon: 0212 511 41 16 – 511 09 03.

PAYLAŞ