Üç farklı kimliğiyle Can Okan

1421
PAYLAŞ

Bir bedene üç farklı kimlik sığdırmayı başaran nadir gençlerden Can Okan. Piyanist, orkestra şefi ve akademisyen. Henüz 29 yaşında…

Can Okan, 5 Şubat tarihinde İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nı yönetecek, 20 Şubat günü Ayvalık Müzik Akademisi’nde resital verecek, 26 Şubat’ta Adana’da Çukurova Senfoni Orkestrası eşliğinde Rahmaninof’un ‘Paganini Çeşitlemeleri’ni ve 29 Şubat’ta ise İstanbul Kadıköy’deki Süreyya Operası’nda Brahms’ın kentetini seslendirecek. Tüm bunları yaparken bir yandan da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın kompozisyon ve orkestra şefliği bölümlerinde ders vermeyi de sürdürecek.

Geçen sonbaharda yayınlandı genç sanatçı Can Okan’ın ilk albümü. Schubert’in impromptülerinden oluşan bu albümü bir yıl önce, ücretini ödeyip kendisi kaydetmişti. Haliyle bu genci merak etmiş, internette hakkında bulabildiğim her şeyi okumuştum. Twitter mesajlarından ülkedeki gelişmelerle yakından ilgilendiğini ve kritik konularda tepkisini açıkça ifade ettiğini görünce merakım daha da artmıştı. Birkaç ay önce izini bulup sohbet ettiğimde karşıma günümüzde görmeye alışık olduğumuz şipşak şöhretlerden çok daha farklı bir karakter çıktı.

Piyanoda “altın çağ” olarak nitelediği 1950-60’ların virtüözlerini örnek almış Can Okan. “Eski kafalı biri olduğum söylenebilir. Teknik gösteriler sergileyeceğim bir repertuvar yerine Schubert eserlerini kaydetmeyi tercih ettim. Bireyselliğin öne çıktığı yaklaşımdan, örneğin Lang Lang ya da Yuja Wang’dan hoşlanmıyorum. Her ikisinin de Viyana klasikleri bir yana, Prokofiyef kayıtları bile Emil Gilels’in icralarının yanına yaklaşamayacak kadar sığ. Adam Minkievitz’in kayıtlarında, karanlık öykülerle aktarılan, gotik nitelikli Chopin baladları Lang Lang’ın elinde asap bozucu hâl alıyor” diyor konuşmamız sırasında. Can Okan, orkestra şefliğinde hocası Gürer Aykal’ın ve Antonio Pirolli’nin yolundan yürüyor.

Piyanoda üslubunu belirlemesinde Fransız ekolünden gelen hocası Metin Ülkü’nün ve örnek aldığı İdil Biret’in önemli payı var. Albümünde repertuvar seçiminde, yorumdaki tavrını belirlemesinde Biret’in önemli payı olduğunu söylüyor: “Yorumlarıyla ilham verdi, algılarımı açtı, psikolojik güç kazandırdı. Kayıttan önce repertuvarı çaldım, dinledi. Üzerine tartıştık. Hatta 8’inci empromtünün kritik bir bölümüne geldiğimizde ‘Burayı en güzel çalan Artur Schnabel’dir. Plağını bulayım, birlikte dinleyelim’ dedi. Wilhelm Kempf’ten dinlediği yorumları, anekdotlarla aktardı.”

Umut tazelemek için Can Okan gibi gençlerle tanışmanızda fayda var.

PAYLAŞ