Türkiye’de yılbaşı kutlamalarının kısa tarihi

Dünya’da Gregoryen takviminin kabul edilmesiyle birlikte 1582 yılında başlayan yılbaşı kutlamaları, ülkemizde 1926 yılında Miladi takvimle başladı.

1877
PAYLAŞ

Yeni bir yıla daha giriyoruz. Yılbaşı gecesini herkes kendi alışkanlıklarına ve bütçesine göre ya eğlence yerlerinde ya da evde televizyon başında geçirmenin planlarını yapıyor.

Edebiyatımızın usta kalemi Nurullah Ataç, 31 Aralık 1938 tarihli Resimli Hafta dergisinde yayımlanan ‘İkinci Kânun (Ocak)’ başlıklı yazısında yılbaşı hakkında şu satırları yazmıştı: “İlkkânunun (Aralık) son günü akşamı, gönlümüzde bir ümittir başlıyor.

Radyodan gelen ses, koynumuzda sımsıkı sakladığımız, bize bin türlü vaidlerde bulunan Tayyare piyangosu biletinin numarasını söylemese bile yine ertesi gün bizim için bir saadet devresi başlıyacağına inanıyoruz. Bu tatlı hülya birkaç gün devam ediyor ve sonra yeni seneye alışıp, onun yeni olduğunu unutup on iki ay sonrası için, gönlümüze hoş gelen tasavvurlar kurmağa başlıyoruz. Birkaç günlük hülya… Az mı?”

“Yılbaşı ne zamandır kutlanıyor,” sorusunun yanıtını vermeden önce AnaBritannica Ansiklopedisi’nde yılbaşı maddesine göz gezdiriyoruz: “Yeni yıla girişi kutlamak amacıyla düzenlenen yaygın dinsel, toplumsal ve kültürel törenlerin ortak adı.”

Türkiye’de 1926 yılında kutlanmaya başladı
Şimdi yılbaşının kısa tarihindeki yolculuğumuza başlayabiliriz. Tarih boyunca farklı aylarda kutlanan bu özel gün, Babil’de Mart ayı ortasında, Asur’da ise Eylül ayı ortasında kutlanmış. Ortaçağın sonuna kadar çeşitli ülkelerin dinsel inançları ve geleneklerine göre değişik günlere denk gelen yılbaşı, 1582’de Gregoryen takviminin kabul edilmesiyle 1 Ocak’ta kutlanılmaya başlamış. Önceleri dinsel ağırlığı olan bir gün iken günümüzde toplumsal değişime paralel olarak kültürel yanı ağır basan bir gün olarak kutlanır olmuş. Ülkemizde yılbaşının tarihine gelince…

1939 yılında Burla Biraderler’in verdiği ilan: “Sene nihayeti, hediye zamanıdır”.
1939 yılında Burla Biraderler’in verdiği ilan: “Sene nihayeti, hediye zamanıdır”.

Yılbaşı, Osmanlı döneminde sadece Hıristiyanların kutladığı bir gün olarak geçer kayıtlara. Cumhuriyet döneminde, Gregoryen takviminin ‘Miladi takvim’ adıyla 1926 yılından itibaren kullanılmaya başlamasıyla birlikte 1 Ocak günü yılbaşı olarak kabul edilir. 1935 yılında çıkarılan kanunla birlikte yılbaşı resmen tatil olur.

27 Aralık 1953’te Yirminci Asır dergisinde yayımlanan yazısı ile devam edelim: “1926 yılına kadar Hıristiyanların büyük bir coşkunlukla geçirdikleri yılbaşlarına uzaktan seyirci kalmakla iktifa eder, kendi hesabımıza kılımızı bile kıpırdatmazdık. Ancak 1926 yılı girerken, Rumî takvimi resmen terk ile, yeni takvimi kabul etmiş olduğumuz için, ilk defa önce (Yılbaşını) bilmiş ve yapmış olduk. (…)

İşte böylece kabul ettiğimiz yeni takvimle beraber, yılbaşını da ilk defa 1926 senesine girerken kutladık. O gece, Perşembe’yi Cuma’ya bağladığı, Cuma –o devirde – tatil olduğu için, her tarafta yapılan yılbaşı eğlenceleri büyük bir rağbet görmüş, herkes sabaha kadar gülüp eğlenmişti. Elektrik idaresi de ilk defa o gece tam saat 12 de şehrin bütün ışıklarını bir dakika söndürmek âdetine başlamıştı.

Ertesi sene İstanbul’un yılbaşı gecesi, bilhassa talihlerini sabaha kadar denemek isteyenler için eşsiz bir geceydi. Bütün – o devirde açık bulunan – dansing’lerde, çalgılı kahvelerde, Garden, Roznuar, Maksim gibi barlarda çarliston gırla giderken, Yıldız Kumarhanesi de mahşeri bir kalabalıkla dolup taşmıştı. (…)

Ondan sonraki yılbaşıların hususiyeti, ‘Yılbaşı piyangosu’ teşkil eder. Keşideler [çekiliş] İstanbul’da yapıldığı için, başlı başına bir heyecan mevzu olurdu.”

1930’lardan başlayarak şans dağıtan Nimet Abla, gişesinde ikramiye kazanan talihlilerle.

Radyo programları ve balolar ön plandaydı
Yılbaşı denilince aklımıza ilk gelen sözcükler; eğlence, yemek, içki, balo, oyun, çam ağacı, hediye, piyango… olur. Bir yılbaşı ritüeli olan yılbaşı piyangosunun ülkemizdeki tarihi ilk kez 31 Ocak 1931 akşamı çekilişi yapılan ‘1932 Tayyare Yılbaşı Piyangosu’ ile başlar.

O yılların şans getirdiğine inanılan piyango bayileri olan ‘Tek Kollu Cemal’, ‘Uzun Ömer’, ‘Cüce Simon’, ‘Nimet Abla’nın gişeleri önünde uzun kuyruklar oluşurdu. Kazanan numaralar radyodan yayınlanırdı. Kaçıranlara ise gazeteleri okuyana dek merak içinde beklemek düşerdi. 1939 yılında Milli Piyango İdaresi’nin kurulmasından sonra her yıl çekilen yılbaşı piyangosu, bileti olanlara umut vermeye hâlâ devam etmekte.

Radyodan söz açılmışken unutmadan ekleyelim, televizyonun hayatımızın bir parçası olduğu yıllara dek yılbaşını evlerinde ailece geçirenlerin tek eğlencesi radyo yayını idi. Bir örnek verelim, İstanbul Radyosu’nun 31 Aralık 1936 akşamı radyo programı şöyle idi: 20.00: Asrî sinemadan naklen Tayyare Yılbaşı piyangosu keşidesinin nakli. 21.30: Safiye ve arkadaşları tarafından Türk musikisi ve halk şarkıları. 22.30: saat ayarı, ajans ve borsa haberleri ve ertesi günün programı. 23.00: Kapanış.”

1932 ve 1933 yılı ‘Tayyare Yılbaşı Piyangosu’ ilanları.
1932 ve 1933 yılı ‘Tayyare Yılbaşı Piyangosu’ ilanları.

Yılbaşı baloları katılanlar kadar katılamayanları da ilgilendirir, sonraki günlerde gazete ve dergilerden gecenin haberleri okunurdu. Cumhuriyet öncesinde İstanbul’da diplomatik çevrelerin yılbaşı balolarına katılanlar, Cumhuriyet’ten sonra bu alışkanlıklarını sürdürdüler. Bu ilgi Ankara’ya da sıçramış yeni açılan Ankara Palas’ta yeni yıl baloları düzenlenmeye başlamıştı.

Sonraki yıllarda İstanbul’da Park Otel, Maksim, Tokatlıyan, Turkuaz, Gardenbar’da da düzenlenir oldu. 1950’lerden sonra da Hilton Oteli’nde düzenlenen bu balolar zaman içinde yok oldu.

PAYLAŞ