Murat ve Anadol’un doğuşu

Efsane yerli otomobil denince akla iki isim gelir: 29 Aralık 1966 model Anadol ve 10 yıl sonra aynı gün üretilen Murat 131. Yerli otomobil son dönemde farklı şekilde gündeme gelmiş olsa da, bu ikiliyi unutmamalı.

1846
PAYLAŞ

Bir zamanlar, otomobilin dışı kalitesiz olarak düşünüldüğünden samana benzetildiği için “ineklerin yediği araba” olarak nam salan Anadol, ülkemizin ilk otomobillerindendir. Aslında bu araç için çoğu kimse ilk yerli otomobil tanımını yapsa da bu doğru değil.
İlk olarak 29 Aralık 1966 yılında yollarla buluşan Anadol, Nobel ve Devrim’den sonra ülkemizde üretilen üçüncü araçtır. Devrim ne yazık ki seri üretime geçemediği için tarihin tozlu raflarında kalırken, Nobel 200 modeli de çok az sayıda üretilip, gerekli reklamlar yapılmadığı için çok kısıtlı kişinin bildiği bir araç olarak hafızalarda yer etti. Ford Anadol ise arkasına aldığı Koç Grubu sayesinde hem iyi bir reklam kampanyası ile lanse edildi hem de Nobel’e kıyasla gerçek 4 kişilik yapısıyla kısa sürede ailelerin sevgilisi oldu.

Vehbi Koç uyarıya kulak asmadı
Anadol’un ortaya çıkabilmesinde Vehbi Koç’un yerli otomobil üretme isteği yatıyor. 1928 yılında Ford araçların Ankara bayisi olan Koç, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da İtalyanlarla Fiat traktörlerinin Türkiye’de üretimi için işbirliğine girmişti. 1959’da kurduğu Otosan Fabrikaları’nda Ford markası altında kamyon üreten Koç, artık Türk otomobilini Otosan Fabrikaları’nın çatısı altında üretmek istiyordu. Koç, Türkiye’de otomobil üretimiyle ilgili olarak Ford’la görüşmeye gittiğinde firma yetkilileri ona küçük rakamlarda üretim yapmanın anlamlı ve kârlı olmadığını anlattılar. Bu nedenle de otomobil ithal ederek satmaya devam etmesini nasihat ettikleri Koç, bu uyarıya kulak asmadı.

Gerçekten de 1966 yılına bakıldığında 91.000 araç bulunan Türkiye’de rakamlar, otomobil üretmenin kârlı olmadığını gösteriyordu. Yıllık 3.000 dolayındaki otomobil satışından bir fabrikayı kâr ettirmek kağıt üzerinde mümkün değildi. Ancak Vehbi Koç, her ithal aracın ülkeye zarar getirdiğini bildiğinden tüm uyarılara kulak tıkadı ve bir otomobil üretmek için çalışmalara başladı.2

Anadol özgün bir tasarım mıydı?
Anadol, aslında İngiliz Reliant firmasının bir projesi olmasına rağmen bu gerçeği bilen çok kişi yoktur. O günlerde internet gibi bir kaynak olmaması ve gazetelerin bu kadar geniş haber yapma lüksleri bulunmadığı için bu bilgiye ulaşmak çok kolay değildi.
Anadol’un tasarımı İngiltere menşeili iken motor, şasi ve şanzımanlar Ford raflarından alındı. Bu sayede aracın maliyetini düşük tutabilen Koç, 26.800 TL bedelle aracı tüketicilere sunmaya başladı.

O günkü kurlarla 1.050 İngiliz Sterlini’ne karşılık gelen bu bedel dikkate alındığında Anadol gerçek bir kelepirdi. Çünkü dönemin popüler araçları Volkswagen modeli kaplumbağa 1.600, Ford Cortina ise 1.800 Sterlin’e karşılık gelen bedelle satılıyordu.
Anadol, ülkemizin araç üretimi için yapılan bir tesiste seri olarak üretilerek satışa sunulan ilk otomobili oldu. 1966 yılının son haftasında piyasaya çıkan Anadol’dan bir haftada 18 adet üretildi.
1967’de ise 1.760 adet Anadol üretildi. Sonraki yıllarda 3.500 adede ulaşan rakamlar, yeni modellerin eklenmesiyle daha da arttı. Reklamlarla da desteklenen satışlar, yıllık 8.000 otomobile kadar ulaştı.

Otosan Kadıköy Fabrikası’nda, 1966-1984 yılları arasında çeşitli modellerden toplam 63.283 adet binek Anadol üretildi. 36.892 adet üretilen kamyonet modeli ise 1991 yılı sonuna kadar üretimde kaldı. Otomobil ve kamyonet üretimi toplamda 100.000 adedi buldu.

Kuş Serisi’nin atasaydı
Türkiye’de efsane haline gelen Kuş Serisi’nin atası olarak kabul edilen Murat 131 modeli ise, ülkemizde ilk kez 1976 yılının Aralık ayında satışa sunuldu.

Fiat 131, İspanya’da Seat 131, Kuzey Amerika’da Fiat Brava, Türkiye’de Murat 131 ve Polonya’da Fiat 131p isimleriyle satıldı. Ayrıca Mısır ve Etiyopya’da uzun süre üretimde kaldı.

Modelin hazırlanmasında Fiat’ın 1970’li yıllarda yaşadığı sıkıntılı günlerin etkisi büyük. O tarihlerde ürün gamındaki araçlarla istediği satış rakamlarına ulaşmakta sorunlar yaşayan firma, yaşlanan 125 Serisi yerine bir otomobil arıyordu. Ailelerin kullanımı için geniş iç mekan ve büyük bagaj, gençler için de sportif tasarım ve 3 kapılı gövde isteğiyle yola çıkılan 131 projes, 1974 yılında üretime geçti ve kısa sürede popüler oldu. Ülkemizde ise 1976 yılının Aralık ayının 29. gününde üretimine başlanan Murat 131 Serisi, 1981’de 131 Şahin (Fiat 131 Mirafiori CL karşılığı) ve 131 Kartal (Fiat 131 Panorama CL karşılığı) ve 1982’de 131 Doğan (Fiat 131 Supermirafiori) olarak isimlendirilmeye başladı.

Hacmi küçük güçlü motor etkisi
Daha çok ABD’li otomobillerin egemenliğindeki Türkiye’de 131 ailesinin satışa sunulması büyük ses getirdi. ABD’li modellere kıyasla daha küçük motora sahip olmasına rağmen onlar gibi arkadan itişli olmasıyla fark yaratan 131, küçük hacimli ancak güçlü motorlarıyla yarış parkurlarında da kendisine sıklıkla yer buldu.

Ülkemizdeki örneklerinde maliyeti düşük tutmak için standart donanımı zayıf tutulan 131 Serisi’nde motor alternatifleri de sınırlı kaldı. Avrupa’daki örneklerinde güçlü motor seçenekleri olmasına rağmen ülkemizde en çok 1.3 litrelik motor satıldı. Daha sonra piyasaya sunulan 1.6 litrelik daha güçlü motor da kısa sürede yoğun talep gördü.

Dizel motor versiyonları olmasına rağmen ülkemizde sadece benzinli 131’ler tüketicilerin beğenisine sunuldu. Ayrıca çoğu pazarda aracın otomatik şanzımanlı örnekleri olmasına rağmen ülkemizde sadece manuel vitesli araçlar pazarlandı.

PAYLAŞ