Maker’lık Türklerin fıtratında var

Maker Hareketi’nin Türkiye’deki gelişiminde çok önemli katkıları bulunan, Gelecekhane’nin de kurucusu Halil Aksu ile Mini Maker Fair vesilesiyle konuştuk.

896
PAYLAŞ

Türklerin maker’lıkla ilişkisini nasıl görüyorsunuz?
Türkiye’nin tamamında maker’lar vardı aslında. Onlar kendilerini tasarımcı, sanatçı, zanaatkar ya da yaratıcı insan, elektronikçi, robotçu vs. olarak tanımlıyorlardı. Hiç kimse kendini maker olarak tanımlamıyordu. Biz maker hareketini başlatınca, aslında hepimiz maker’mışız diye düşündüler. Bir halk hareketi, bilinç oluştu. İlk kez 20 Şubat 2014’te Studio-X’te buluştuk. O zamandan beri her ayın ilk Çarşambası Studio-X’te buluşuyoruz. Türkün pragmatik zekasına, dar imkanlarla ve basit malzemelerle derdine çözüm bulmak bakımından fıtratına uygun bir hareket aslında. Kadın çorabından triger kayışı yapabilen bir milletiz. Maker olmak için uygun bir ortam var çünkü imkanlar sınırlı. Gelir seviyesinin artmasıyla ve teknolojinin ucuzlamasıyla maker’lıktan uzaklaşmaya başladık. Üretici olmaktan uzaklaşıp tüketici olmaya başladık. Özellikle büyük şehirlerde olmak üzere son dönemde 3D printer gibi aletlerin, açık kaynak yazılımlarının yaygınlaşması ve maker mekanlarının oluşmasıyla birlikte tekrardan ‘cool’ olmaya başladı. Yani üretici-tüketici, bilinçli tüketici ya da doğrudan üretici olan insanların sayısı artmaya başladı. Şu an için hâlâ kenarda bir fenomen. Ana akım oldu diyemeyiz. Çabalıyoruz.

Maker bir gelecekte büyük marka üreticiler nasıl pozisyon alacak?
Geleceği o kadar da öngöremiyoruz. Büyük kapitalist ekonominin monopolleri, buna karşı koymaya çalışacaktır büyük oranda.

İnsan nasıl fütürist olur?
İki çeşit füturist var: Bir grup fütürist, tabir-i caizse felsefe yapıyor. Geleceğin nasıl olacağıyla ilgili projeksiyonlar üretiyor. Diğer grup ise daha pragmatik. Geleceği hayal etmek, senaryolar üretmek de istiyoruz elbet ama bilfiil bugüne şekil vermek istiyoruz. Daha somut, elle tutulur halde tartışmak istiyoruz, maker’ı çok önemsiyoruz. Genetiği çok önemsiyoruz. Genetik de bir teknoloji. Maker’a çok benziyor. Çok yakında maker atölyeleri gibi genetik atölyeleri olacak şehirlerde. Bu teknoloji hayatımıza girdi ama GDO, klonlama ve kök hücreden dolayı bu teknolojiye öcü gözüyle bakıyor, onu istemiyoruz. Karşıyız. Özellikle de GDO’ya… Ama bu teknolojiyi de nükleer teknoloji gibi çöpe atmayacağız, o teknoloji hayatımıza girecek. İyi bir şekilde girmesi için ciddi bir bilinçlendirme gerekiyor. Kendi tasarladığımız salatalıkları, çiçekleri yiyeceğiz, koklayacağız. Bio-çeşitliliğe bilfiil katkıda bulunacağız. Amaç evrime, dünyanın gidişatına çomak sokmak değil; tam tersine katkıda bulunmak sanatsal, kültürel bir şekilde… Evrimi hack’liyoruz.

Kısaca soralım, gelecekten umut var mı?
Çok sevdiğim iki tane bilim insanından bahsetmek isterim. Biri Sör James Martin. Multi-disipliner bir okul kurdu Oxford Üniversitesi bünyesinde. Diğeri de Cambridge Üniversitesi’nden Martin Rees, astrofizikçi. Bu iki insan 21. yüzyılı düşünen ve üzerine yorum yapan insanlar(dı). Onların şöyle bir yaklaşımı var. 21. yüzyılı atlatabilirsek 22. yüzyıl çok güzel olacak. Ve bu çok hızlı olabilir eğer kendimizi yok etmezsek. Ve ben yok etmeyeceğimize, aklıselim bir şekilde galip geleceğimize inanıyorum. Kendime de şöyle ispatlıyorum: 35 bin yıl önce mağarada Taş Devri’nin ilk aşamasında kesici aletleri icat ettik karnımızı doyurmak için ve birbirimizi öldürmekte de kullandık. Ama 7.3 milyar insan olduk. Daha bilinçli davranır, şu tüketim çılgınlığına da son verebilirsek 22. yüzyılda rahat edeceğiz.

PAYLAŞ