İmparator Justinianos’un hırsı

1863
PAYLAŞ

Geçen seferki yazımızda Ayasofya ile aynı yerde kurulan diğer iki kiliseden bahşetmiştik. Bu sayımızda günümüz Ayasofyası’nın tarihine bakacağız. Mabedin inşaası ikinci kilise yıkıldıktan hemen sonra yani 23 Şubat 532’de başlar. İmparator Justinianos bu inşaat için dönemin iki önemli bilimadamı olan olan fizikçi Miletos’lu (Milet) İsidoros ile matemetikçi Tralles’li (Aydın) Anthemios’u görevlendirir.

Tarihçi Prokopios’un aktardığına göre, dünyanın en eski katedrali olan Ayasofya beş yıl gibi kısa bir sürede tamamlanır. Bu nedenle de inşası en hızlı tamamlanan katedral olarak bilinmektedir. İmparator Justinianos yapının hem hızlıca bitirilmesini hem de daha görkemli ve gösterişli olmasını istediği için malzemeleri üretmek yerine, imparatorluk topraklarında yer alan yapı ve tapınaklardaki yontulmuş hazır malzemelerden yararlanmak yoluna gider. İmparator yönetimi altındaki tüm topraklara haber gönderilerek, en güzel mimari parçaların Ayasofya’da kullanılması için toplatılması emredilir. Bugün gördüğümüz Ayasofya’da kullanılan sütun ve mermerler; Aspendos, Ephesos, Baalbek, Tarsus gibi Anadolu ve Suriye’deki antik şehir kalıntılarından getirilmiştir.

Kaplama ve sütunlarda kullanılan renkli taşlardan kırmızı porfir Mısır, yeşil porfir Yunanistan, beyaz mermer Marmara Adası, sarı taş Suriye ve kara taş İstanbul kökenlidir. Tüm bunlara ek olarak Anadolu’nun çeşitli yörelerinden gelen taşlar kullanılmıştır.

Ayasofya’nın mermer kaplı duvarları dışındaki tüm yüzeyler birbirinden güzel mozaiklerle süslenmiştir. Mozaiklerin bugün bile pencereden yansıyan ışık ile yarattığı oyunlar tüm ziyaretçileri büyülemektedir. Bunun sebebi yapımında tonlarca altın, gümüş, cam, pişmiş toprak ve renkli taşlardan oluşan malzemeler kullanılmış olmasıdır.ayasofya2

Bu muhteşem mabedin yapılışından kısa bir süre sonra, 553 Gölcük ve 557 İstanbul depremlerinde ana kubbe ile doğu yarım kubbesinde çatlaklar belirir. 7 Mayıs 558 depreminde ise ana kubbe tümüyle çöker. İmparator derhal restorasyon çalışmasını Miletli İsidoros’un yeğeni genç İsidorus’u görevlendirerek başlatır. Restorasyon çalışması 562 yılında tamamlanır.

Ayasofya’nın daha sonra uğradığı tahribatlar arasında 859 yangını, 869 depremi ve ana kubbesinde hasara yol açan 989 depremi sayılabilir. 989 depreminden sonra imparator II. Basil, kubbeyi Agine ve Ani’deki büyük kiliseleri inşa eden Ermeni mimar Trdat’a tamir ettirmiş ve mabet 994’te yeniden ibadete açılmıştır.
Dördüncü Haçlı Seferi Ayasofya’ya belki de depremlerin, yangınların yapamadığını yapmış ve en büyük tahribatı vermiştir. Haçlıların İstanbul’u ele geçirdikten sonra Ayasofya’yı nasıl yağmaladıklarını Bizanslı tarihçi Niketas Choniates ayrıntılı olarak anlatır. İsa’nın mezar taşından bir parça, İsa’nın sarıldığı bez olan Torino Kefeni, Meryem’in sütü ve azizlerin kemiklerinin de arasında bulunduğu birçok kutsal emanet ile altın ve gümüş eşyalar çalınmış, kapılardaki altınlar bile sökülerek batı kiliselerine götürülmüştür. Latin İstilası olarak anılan bu dönemde Ayasofya Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı bir katedrale dönüştürülür hatta 16 Mayıs 1204 tarihinde Latin İmparatoru I. Baldovino imparatorluk tacını Ayasofya’da giyer.

Bu zamanlardan kalan ve İstanbul’u işgal eden komutan Henricus Dandolo adına konan mezar taşı Ayasofya’nın üst galerisinde bugün de görülebilir. Ancak Fossatiler tarafından gerçekleştirilen 1847-1849 tarihleri arasındaki restorasyonda mezarın gerçek bir mezar olmadığı sadece Henricus Dandolo anısına konulan sembolik bir plaket olduğu anlaşılmıştır.

ayasofyaİstanbul 1261’de tekrar Bizanslılar’ın kontrolüne geçtiğinde Ayasofya ne yazık ki harap, virane ve nerdeyse yıkılmak üzeredir. 1317’de İmparator II. Andronikos Palaiologos hemen restorasyonlara başlar. Hatta hazine bomboş olduğu için tüm masrafları hayatını kaybeden eşi Irene’nin mirasından karşılar. Bu restorasyon sırasında binanın kuzey ve doğu kısımlarına dört adet istinat duvarı eklenir. 1344’te Ayasofya bir deprem daha görür ve bunun sonucu oluşan çatlaklar nedeniyle 19 Mayıs 1346’da binanın çeşitli kısımları çöker. Ardından kilise, 1354’te Astras ve Peralta adlı mimarlar tarafından tekrar restore edilir.

Tüm bu yıkım ve restorasyonların ardından yorgun Ayasofya, aslında yepyeni bir kimliğe bürünmek üzere uzun bir yolculuğa daha hazırlanmaktadır. Ayasofya, Fatih Sultan Mehmed’in 1453’te İstanbul’u fethetmesiyle hayatına uzun bir süre cami olarak devam edecektir. Bu muhteşem mabedin Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki yolculuğunu anlatacağımız yeni sayımızda görüşmek dileğiyle…

Keyif notu:
Bu ay keyif yapmak için belki de en iyi fikir kitaplara sarılmaktır. Bunun için size bu mabedin muhteşem hikayesini anlatan belki de en detaylı kitabı tavsiye ediyoruz: ‘Üç Devirde Bir Mabed Ayasofya’, Prof.Dr. Ahmed Akgündüz, Doç. Dr. Said Öztürk, Yaşar Baş Osmanlı Araştırmaları Vakfı / Tarih Dizisi

PAYLAŞ