ZEN

606
PAYLAŞ

Bu ülkede yaşayan bir kadın olarak, ülkemizdeki kadınların sorunlarına ses çıkartmam, isyan etmem gerektiğini düşündüm hep. Bu sesi, benden sonra gelenler de duysun, okusun, izlesin istedim. Danışmanlığını Melih Korukçu’nun yaptığı ‘Türkiye’deki Kadın Sorunsalının Zeynep Kaçar Oyunları Üzerinden İncelenmesi’ konulu bir tez yazdım. Zeynep Kaçar, kadın oyunları yazan bir yazar. Onun beş oyunundan seçtiğim kadınların hikayelerinden yaptığım kolajla ortaya çıktı ZEN oyunu. Farklı yaşlarda, farklı yerlerde, farklı hayatlar süren kişiler bunlar. Tek ortak noktaları ‘kadın olmak’.

Oyundaki kadınlardan biri ölüm deneylerine denek olan, hastanede türlü işkencelere, tacize maruz bırakılan bir kadın. Diğeri, küçük yaşta diri diri toprağa gömülen bir kız çocuğu. Bir başkası, ömrünü Ferhat’ı beklemeye adamış Şirin. Doğu’da evlatlarını aşiret kurallarına kurban etmiş, namus cinayetleri içinde yaşamaya çalışan bir kadın da var. Son olarak da tek başına ayakta duran ama tecavüze uğramış metropol yaşamı süren bir kadın var.

Yani ben diyorum ki; İstanbul’un göbeğinde yaşayan kadının, Doğu’da bir aşiretin konağının duvarları içinde hayat sürdürmeye zorlanan kadından farkı yok.

Hazırladığım kolajı tez jürisine oynadıktan sonra benden iki dönem önce mezun olup Tiyatro İS’i (İnsan Sesi) kuran arkadaşlarım Sinem Çubuk ve Hilal Kuvvet, projeyi tiyatrolarının bünyesinde sahnelememi istedi.

Okulda projenin yönetmeni olan hocam Ayşenil Şamlıoğlu, oyunun profesyonel hayatta da yönetmenliğini üstlendi. Onu tanıyorsanız, oyunlarındaki muhteşem dokunuşları fark edersiniz. Oyuncuya bırakır sahneyi, karakteri. Sizin çıkarttığınızı izler, sonra ipuçları verip tekrar bırakır. “Oynarken sen ne hissediyor, ne istiyorsun?” der hep ve ekler “Sen yapmak istediğini/yapabildiğini ortaya koy, eğer olmuyorsa zaten değiştiririz.”

Oyunumuzda dekor yok, kullandığım bir tane aksesuar ve ben varım sadece. Murat İpek’in her kadının hikayesi için farklı yaptığı ışık tasarımı ile Baran Uğurlu’nun tasarladığı kostüm var bir de… Beş farklı kadının hikayesini bir bütünlük içinde sunan oyunun ucunu açık bırakıyoruz. Ve oyunun sonunda fuayede yakalayabildiğim seyirciye “Sizce ne oldu?” sonunda diye soruyorum. Aldığım cevaplar o kadar farklı oluyor ki: “Farkına vardırttın” diyen erkek seyircilerimiz çok oldu mesela, “Utandım” diyenler de…

Bense hep benzer duyguları hissederek oynadım bu eseri. Sanki o 50 dakikada isyan ederek, anlatarak bu ülkenin bütün kadınlarının sesi oluyorum. Sanki ben çığlık atıyorum ve bütün dünya duyuyor! Bu sezon da öyle olacak.

PAYLAŞ