Kayıp doğa tarihi müzesinin ardından

845
PAYLAŞ

Osmanlı’nın ünlü Numunehane Müdürü Dr. Abdullah Bey’i ve bu coğrafyanın ilk ve tek doğa tarihi müzesini bilen var mı? Sanatçı Tayfun Serttaş, 13 Kasım 2016’ya kadar Studio-X Istanbul’da görülebilecek sergisi ‘Le Musée d’Histoire Naturelle de Constantinople’da, bu kayıp müzenin bize anlattığı hikayeleri arıyor ve bugün Türkiye’de bir doğa tarihi müzesi kurulsa orada ne tartışılırdı fikrini görselleştiriyor.

Doğa tarihi o yıllarda Batı kültürünün ilgi odağı. Bunun nedenleri neler sizce?
Öncelikli nedeni coğrafi keşifler ve hemen akabinde gelen kolonyalizm. Batı Dünyası kendi sınırlı coğrafyası dışındaki dünyaları tanımaya başladığı süreçte zaten Aydınlanma Çağı’yla başlayan büyük bir tartışmanın eşiğindeydi. Aynı zamanda modernizmin ana hatlarının çizilmekte olduğu döneme geçilmişti ve buradan büyük bir kıyaslama, karşılaşma ve karşılaştırma arzusu doğdu. Doğa tarihi tartışmaları böyle bir ortamda ivme kazandı, bu açıdan onu hiçbir zaman doğanın pür ve bağımsız tarihi olarak okuyamayız. İnsanoğlunun doğaya karşı edindiği üstünlüğün getirdiği bir zafer olarak karşılanması yanında, nasyonalizmden teolojiye, evrimden sömürgeciliğe uzanan hayli farklı başlıklar altında gelişme gösterdi.tayfun-serttaş-studiox

Doğa tarihinin insanla ilişkisi paradokslarla dolu, nasyonalizmle de ilginç bir bağı var gibi?
Din ile doğa bilimleri arasındaki çatışmaya karşın, nasyonalizm ve doğa bilimleri arasında olağanüstü bir ten uyumu var, ne yazık ki… Nazi antropolojisi gibi radikal örneklere gerek yok, en yüzeysel nasyonalizm fikri dahi doğa bilimleri teorilerine dayanır. Modern bir olgu olarak milliyetçilik, doğa bilimlerinden fazlasıyla beslendi ve referanslarını büyük oranda bu anlayıştan devraldı. Bunun için doğa bilimciler bir şey yapabilirler mi? Yapamazlar, çünkü siz taşın, toprağın, minerallerin, bitkilerin ve hayvanların çeşitliliğini belli sınıflandırmalar altında tespit edip yeni kategoriler yaratmaya başladığınız andan itibaren, ister istemez konu insanlar arasındaki çeşitliliğe dayanıyor. Birileri de çıkıp bu kuramı kendi politik iddiası bağlamında üretmeye çalışıyor. Nasyonalistler doğa tarihi tezlerini marjinalize ederek, bir anlamda kendilerine bilimsel bir zemin yakalamış oldular.

Abdullah Beyi tarihin tozlu sayfaları arasında nasıl buldunuz?
Dr. Abdullah Bey’i İstanbul’da keşfetmedim, Paris’te keşfettim. Onun varlığına Paris’te emin olduktan sonra İstanbul’da çalışmaya yöneldim. Paris Doğa Tarihi Müzesi’nin Mineraloji Bölümü’nde hâlâ bir kürsüsü var. Çünkü o yıllarda Anadolu’dan Paris’e 400’e yakın fosil göndermiş, karşılığında ise bine yakın parçanın İstanbul Doğa Tarihi Müzesi’ne bağışlanmasını sağlamış.

tayfun-serttaş-studio-xSergide yer almayan yazışmaları kitapta bulabilecek miyiz?
Arşivsel bir çalışma olmasına karşın bu kez sergide neredeyse hiç belge göstermeyeceğim, çalışmaya dair tüm detaylar kitapta yer alacak. Sergide doküman kullanmaktan kaçınmamın iki nedeni var, öncelikle orijinal belgeler zaten arşiv olarak tanımlanmış ve koruma altına alınmış. Müzeden geriye kalan tek kanıt niteliğindeki kurumsal yazışmaların tamamı Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı bünyesinde korunuyor. Bir diğer neden ise tüm kurumsal yazışmaların Osmanlıca ve Fransızca olması. Yani belgelerin görsellerini paylaşsam bile, alt yazı geçmek zorundayım ki, mekana bu kadar enformasyon sokmak istemem. Bu kez daha farklı bir yol izledim ve kurumsal yazışmalara dayanarak, oradaki hikayeleri baştan kurguladım. Arşivsel veri, yeni işlerin üretimine zemin hazırladı. İzleyici önce bunlarla karşılaşacak, en son aşamada tüm bu işlerin referansları ortaya çıkacak. Daha önceki sergilerimde arşivden plastiğe gitmiştim. Bu kez plastikten arşive gidiyorum.

PAYLAŞ