Mimarlık belleğimiz Yeşilçam filmlerinde

1397
PAYLAŞ

Mimarlık belleğimiz Yeşilçam filmlerinde, karakterlerin ne dediklerinde, nerede dediklerinde ve arka planda ne gördüğünde kayıt altında. Sadece kentlerin tarihi yok o filmlerde; büyüyen kentler, yeni mimarlıklara dair izler ve değişen kentte barınma halleri ile tüm bunların doğurduğu sorunlar da orada. Bir kaç örnek vereyim…

Ayhan Işık ve Türkan Şoray’ı buluşturan 1961 yılında Ertem Göreç’in yönettiği Vedat Türkali’nin senaryosunu yazdığı ‘Otobüs Yolcuları’ filminde, modern apartmanlarda yaşamak için hevesle para yatırdıkları konut kooperatifi tarafından aldatılan yoksul gecekondu sakinlerinin inşaat firması ile girdiği mücadeleyi izliyoruz. Apartman dairelerini gezerken beğenilerini aydınlık, geniş ve sağlıklı diye nitelendiren karakterler, tam da modernizmin herkes için sağlamayı hedeflediği idealleri sayarken birden aynı dairenin birden fazla kişiye satıldığını öğreniyorlar. Bu sahtekarlığa el koymak için bugünküleri aratmayan konut satış ofisine giden Ayhan Işık mekana girmeden önce, izleyiciler ofiste cami için yardım toplanmasına ve “Bizim kullandığımız malzemeler Avrupa’da yok” yalanlarına şahit oluyor. Senarist ve yönetmen sanki kent, konut, inanç, para ekseninde gelişen bir ticaretin ne zamanlar başladığına dair tarihe not düşüyor.

mimarlık1962 yılı gösterime giren başrollerini yine Ayhan Işık ve Türkan Şoray’ın oynadığı Metin Erksan’ın ‘Acı Hayat’ filminde ise kuaförde saç ve manikür yaptıran kadınlar, yabancı mimarlık dergileri okuyup birbirlerine “Nasıl güzel şeyler var mı?” diye soruyor. Film, mimarlar ve mimarlık meraklıları açısından, kadınlardan birinin yaptırdıkları evi tarif etmesiyle daha da ilginç hale geliyor. Tarife göre bu ev tek katlı ama çatısında bir havuz var ve bu havuzun bir kenarı boydan boya kalın bir camla kaplı yani siz yüzerken çevrenizi ve çevrenizdekiler de sizi görebiliyor. “Yüzmüyorsunuz uçuyorsunuz sanki!” diye heyecanla tarifi bağlıyor anlatan kadın.

Filmde mimarlık, ekonomik sınıfsal ayrımları vurgulamak için tekrar tekrar kullanılıyor. Çarpıcı mimarisi ile “Bu ev İstanbul’da nerede?” diye sordurtan bir yapının içinde bekleyen Ayhan Işık’ın gecekondudan lüks konuta evrilen hayatında paranın, evlerin, arabaların kıymetinin olmamasını anlattığı tiradı “Bir evin ruhu olmalı, böyle beton mezarlara lanet olsun!” cümlesiyle bağlaması hem paranın yarattığı değerler sistemine hem de onun mekanlarına bir başkaldırı sanki.

1966 yılında çekilmiş baş rollerinde Sadri Alışık ve Ayla Algan’ınmimarlık-cenk-dereli oynadığı filmde, uzun bir açılıştan sonra Sadri Alışık’ın vapura binmesiyle başlayan jenerik ile o yılların Boğaziçi’ni izliyoruz, Alışık ile “Ah Güzel İstanbul!” diye beraber iç geçirirken…

Sinemanın ünlü komik ikilisi Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın oynadığı bir Osman Seden filmi olan ‘Güler Misin Ağlar Mısın’ 1975 yılında gösterime girdiğinde hem o zamanlar küçük turizm kasabası Kuşadası’nın halini zamanda donduruyor hem de Anadolu’dan turizm işine yatırım yapmak için gelmiş olan bir girişimci patronun kurnazlıklarını ve tavırlarını yeriyor. Çeşitli olaylar yüzünden yüzen bir ev inşa eden Zeki-Metin, bu evi kurnaz patronun tatil köyünün iskelesine bağlayınca kumsalın ve denizin kime ait olduğuna dair çıkan tartışmalar, bugün kıyı kanununa, imarsız alanlara yapılan otellere ve konutlara dair yapılan tartışmalar düşünüldüğünde hâlâ güncel. İkilinin inşa ettikleri yüzen ev, her ne kadar basit bir dekordan daha detaylı değilse de mimarlara ve mimarlık meraklılarına keyifli hayaller kurdurtmaya yetiyor.

Ben bu birkaç örnekle bir yol gösterdim. Yeşilçam filmlerindeki mimarlık belleğine dair daha fazlasını keşfetmek size kalıyor…

PAYLAŞ