Yeni yüz, eski samimiyet: Balat

Balat’ın ara sokaklarında Agora’dan dışarı taşan Türk sanat müziğiyle, baktıkça hüzünlendiren terk edilmiş bir tekneyle, bir berber selamıyla ya da anason kokulu kurabiyeyle karşılaşabilirsiniz. İstanbul rotanıza mutlaka ekleyin...

1540
PAYLAŞ

Zengin Rum, Ermeni, Musevi ve Müslümanların bir arada yaşadığı, İstanbul mimarisinin önemli yapılarının yer aldığı Balat, asıl sahipleri gidince ‘varoş’, hatta ‘korkulacak bir semt’ olarak anılıyordu. Fakat o günler geride kaldı. Bir zamanlar, “Aman tek başına gitme” denilen Balat, samimiyetle yeniden kucaklaştı. Üç ayda beş yeni mekan açılmış, sokakları kalabalık, siz düşünün. Ben tam bunları düşünürken derinden gelen şu ses beni kendime getirdi: “Karpuuuuzcuuuu!” Hemen yakaladım seyyar karpuzcuyu, o da anlatmaya dünden razıymış; “Çok değişti ablacım burası. Ben bile bazen endişe duyuyordum, her sokaktan geçmiyordum. Şimdi öyle değil. Fakat artık biz burada bir tuhaf kaldık, yeni gelenler sosyetik, hippi, mippi” dedi. Öyle mi, göreceğiz… O yoluna devam edince biz de Balat turumuza başladık.

balat-seyyar-satıcıYeni mekanlar, yeni lezzetler bir de deniz uçağı
Balat’a ortadan girmek olmaz, en iyisi Fener’den dosdoğru gitmek. Böylece Cahide Erel’in sanat stüdyosunu da görebilirsiniz. Erel’in geri dönüşümle yaptığı eserlere bakarken kendisiyle sohbet edebilirsiniz. Aman sohbete dalıp bir şeyi devirmeyin, kırılacak eşya öyle çok ki! Bir şeyler kırmamak için bildiğim tüm duaları ederek çıktım stüdyodan. O da ne? Tam karşımda Lunatic’in meşhur pandası ve yeni yapıların duvarlarının neredeyse hepsinde graffiti görmek mümkün. Fakat JR’ın yaptığı ‘Şehrin Kırışıklıkları’ projesinin Balat’taki serisi griye boyandığı için artık görmek mümkün değil.

Balat’a gelmeyeli çok olmadı ama birçok yeni yer açılmış. Semtteki değişimin hızına yetişmek güç. Balat’ın yeni sakinlerinden biri de Rag’n Roll Vintage mağazasıyla Yasemin İşcan. Mağazada 80’ler ağırlıklı her türlü giyim ve aksesuar bulabilirsiniz. Üstelik 10-150 lira arasında… Beş ay önce açılmış burası ama İşcan kendini yılladır buraya ait gibi hissettiğini söylüyor. Yenisi eskisi tüm esnaf onu sevmiş, yetmemiş bir de mahalleliye destek için kıyafet takası projesi başlatmış. Hemen onun çaprazında bir antikacı… Dükkan küçük, eşyaların bir kısmı dışarıda. En güzeli de bisikletler…

Semt küçük, mekanlar da, ama samimiyet ve lezzetler de bir o kadar büyük! Onlardan biri de sizi bir yudumda ta Yunanistan’a götürecek olan Byzae Cafe’de, Yunan kahve çeşitleri ve kurabiyeleri öyle lezzetli ki! Akşamüzeri bu küçük mekana sığmak mümkün olmadığından mavi sandalyeler dışarı taşmış. Hemen ilerisinde de yeni açılan Cafe Maide var. İçerisi rengarenk, adeta müzelerden rol çalıyor. Hem güzel hem de fiyatlar uygun. Kahve çeşitleri 5-8 lira, mekanın özel lezzeti kavunlu limonata 9 lira, yiyecekler de 11-16 lira arasında. Tam buradan çıktık ‘gür gür gür’ diye bir ses. Deniz uçağı! Haliç’ten Bursa’ya giden deniz uçakları Balat’ın üzerinden vızır vızır geçiyor. Gürültü yapmasa görüntüsü ne güzel aslında!balat

Kırmızı Kale her sokakta
Profesyonel fotoğraf makinesini alan ilk buraya geliyor. Malum burası İstanbul’un her rengini veriyor gerek toplumsal gerekse mimari olarak. Bizans döneminden bu yana Balat ve Fener öyle çok sima değiştirdi ki!

Dolaşırken fotoğrafçılarla karşılaşıyoruz. Kimisi bizi görmüyor bile, sürekli kafaları yukarda, erkek lisesine bakıyor.
Camdan cama asılı çamaşırlar arasında yükseliyor Kırmızı Kale ya da Fener Rum Erkek Lisesi ve kesinlikle her sokaktan görebilirsiniz. Üzerine ne çok hikaye dinlemişizdir ama içini görmeyeni de çoktur.

balat-bisikletBir kilise ve sinagog turu yapılacaksa Fener-Balat rotanızın başında olmalı. Aziz Stefan Bulgar Kilisesi, Moğolların Meryemi Kilisesi, Vaftizci Yahya Kilisesi, Surp Hreşdagabed Kilisesi ve Ahrida Sinagogu burada. Kimisini gezmek için önceden arayıp rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.

Bir mahalle olur da çarşısı olmaz mı hiç? Tam Leblebiciler Caddesi’ne Çıfıt yani Yahudi Çarşısı’na girdik ki karşımıza şu ünlü rehber Saffet Emre Tonguç çıktı. Yeni mekanları gezip fotoğraflıyor, elinde de Eski Balat Fırıncısı’ndan aldığı kurabiyeler. Onu bırakıp çarşıda yolumuza devam ettik. Antikacısı, manavı, terzisi, esnaf lokantası, hamamı hatta bakırcısı bile var bu çarşının.

Tasarım dükkanları ve kafeler çoğalıyorbalat-fener-köftecisi
Çarşıya girmişken Balat Lokanta’ya girip bir güzel karnımızı doyurduk, iki kişilik yemeğe 35 lira verdik. Lokantanın sahibi Yunus Bey çok sıkı tembihledi “Fırına uğramadan gitmeyin” diye. Onca karın tokluğumuza rağmen hemen caddenin arka sokağındaki Evin Fırın’a girdik. Tok olmak ne fayda, fırından öyle bir koku yayılıyor ki insanı baştan çıkarıyor. Peksimet ve çeşit çeşit kurabiye aldık; yolluk! Onca şey de sadece 9 lira tuttu. Bu arada biz çarşıyı tercih ettik ama Fener Köftecisi’ne hiç gitmeyenlerdenseniz, mutlaka uğrayın.

Hiç girmediğimiz bir yokuştan yukarı tırmanmaya başladık, o da ne? Kocaman bir tekne öylece duruyor. Hemen karşısında çekirdek çıtlatan Balat sakinleri benim teknenin fotoğrafını çektiğimi görünce “Uuuu yıllardır orada, kaç kere fotoğraflandı bu kim bilir” dedi. Birden teknenin içinden tavuk çıkmasın mı? Meğer tavuk da bizimle konuşan kadınınmış, birden hep birlikte gülmeye başladık.

agora-meyhanesi-balatSon olarak herkesin övdüğü Sema Topaloğlu’nun tasarım stüdyosuna gidecektik ki kapalıydı. Biz de günü güzel sonlandırmak için soluğu Agora Meyhanesi’nde aldık. Her mevsim değişen mezelerinden sekizli tabak ve bir küçük söyledik. Türk sanat müziği çalıyor, çaldıkça insan keyifleniyor. Biraz da sohbet indirimiyle 110 lira ödeyip çıktık. Sahilde yüzen çocukları izlerken dilimde bir şarkı, içimde bir sıcaklık ve aklımda tüm gezdiğim yerler…

PAYLAŞ