Türk operasının divası: Leyla Gencer

Opera sanatçısı olabilmenin ön koşulu, güzel sesin ötesinde iyi bir oyuncu, güçlü bir yorumcu özelliğini kazanabilmektir. Tıpkı Leyla Gencer gibi... 10 Mayıs 2008’de kaybettiğimiz Gencer, genç kuşaklara da yol gösterici olmuştu.

1421
PAYLAŞ

Opera ve çok sesli müzik alanında ülkemizin yetiştirdiği, yurtdışında bizi en geniş kapsamlı, en mükemmel biçimde ve en uzun süreli temsil etmiş tek sanatçı hiç kuşkusuz Leyla Gencer. 50’li yıllardan başlayarak 30 seneyi aşkın bir süre uluslararası opera dünyasında hep zirvede kalmayı başarmış, onu takip eden 20 yıl boyunca da yurtiçi ve yurtdışındaki çalışmalarını sürdürmüş, gençlere destek olmuş, önlerini açmıştır.

“Yorumun en büyük düşmanı tekniktir” der ünlü kemancı Yehudi Menuhin. Gerçekten de, salt teknik beceriye saplanıp kalmış, güzel ton üretme endişesiyle çabalayan, duygudan, yorumdan yoksun, kendini sadece sesine odaklamış şancıların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Oysa opera sanatçısı olabilmenin ön koşulu, güzel sesin, sağlam tekniğin ötesinde iyi bir oyuncu, güçlü bir yorumcu özelliğini kazanabilmektir. Tıpkı Leyla Gencer gibi.

‘Don Carlo’ temsilinden. Milano (1963)
‘Don Carlo’ temsilinden. Milano (1963)

Gencer konuşur gibi şarkı söyler, doğallığının yanı sıra bütün benliğini koyar ortaya. Her tür duygunun gökkuşağını sunar izleyicisine, coşkuyla, tutkuyla canlandırır oynadığı karakterleri. En sıradan, klişe figürlere bile yaşam kazandırmış bir sanatçıdır o. Yorumculuğunun üstün nitelikleri de elbet bu özelliklerinden kaynaklanır. Usta yorumcu, klasik opera yapısının dar sınırını aşmış, oynadığı rollerin biçemini canlı, yetkin kişiliğiyle yoğurmuştur. Her müzik cümlesine anlam, gerilim ve oyun katabilmiştir. Sahne üstünde canlandırdığı farklı karakterlere getirdiği yeni boyutlar, etkileyici anlatımı ve ateşli iç dünyasında bir fırtına gibi esen duygularının dışavurumuyla yalnız çağdaşı sayılan meslektaşlarına değil, ardından gelen genç kuşaklara da yol gösterici olmuştur.

‘Werther’den ‘La Traviata’ya
Müziğin özgür esinine inanan ve sanatçının ancak güçlü tutkularla yücelebileceğinin farkında olan Gencer, gelişmeye olan inancını da hep diri tutmuştur. Bıkıp usanmadan çalışıp çok geniş bir repertuvar yapar. Massenet’nin ‘Werther’indeki Charlotte’tan, Verdi’nin ‘La Traviata’sındaki Violetta’ya, Çaykovski’nin ‘Maça Kızı’ndaki Lisa’dan, Mozart’ın ‘Don Giovanni’sindeki Donna Anna’ya varıncaya dek değişik bestecilerin farklı operalarındaki, bambaşka ses özelliklerini içeren partileri yorumlar.

leyla-gencer
Leyla Gencer, son opera temsili öncesinde Venedik’te La Fenice Tiyatrosu’nda. (1983)

Gluck ile Verdi arasındaki dönemi kapsayan partileri ise gerçek bir efsanedir. Özellikle Bellini ve Donizetti’nin kahramanlarına, bu iki önemli belcanto bestecisinin yarattığı kraliçe karakterlerine kattığı yorumla, opera tarihindeki seçkin ve rakipsiz konumunu pekiştirmiştir. Belcanto repertuvarının İtalya’da yeniden doğuşunu sağlayan sanatçı, Leyla Gencer’dir. Belcanto okulunun çok önemli bir unsuru olarak kabul edilen Şef Gavezzeni ile kurduğu sanatsal işbirliği, bu repertuvarın 20’nci yüzyılın ikinci yarısında tekrar gündeme gelmesinde, opera sahnelerinde yer alarak başarı kazanmasında çok önemli bir etken olmuştur. Anna Bolena, Lucrezia Borgia, Maria Stuarda, Beatrice di Tenda, Paolina (‘Poliuto’), Maria di Rohan, Lucia di Lammermoor, Norma, Elisabetta (‘Roberto Devereux’), Elvira (‘I Puritani’) bu bağlamda sayabileceğimiz, Leyla Gencer’in gerçekten opera tarihine damgasını vurduğu rollerdir. Ondan başka hiçbir soprano, belcanto partilerinin tümünü bu yetkinlikte yorumlayamamıştır.

Operanın zirvesinde
Unutmamak gerekir ki, 1950’li ve 60’lı yıllarda opera dünyasında müthiş bir yarış vardı. Leyla Gencer o dönemde opera dünyasında yer alan çok sayıda olağanüstü iyi şarkıcıyı geride bırakarak, zirveye tırmanma ve bir ömür boyu orada kalabilme başarısını göstermiştir. Leyla Gencer aynı zamanda kılı kırk yaran bir araştırmacı olmuş, pek çok opera kurumunun şiddetle gereksinim duyduğu dramaturgluk işlevini de üstlenmiştir. Opera arşivlerinin tozlu raflarını araştırıp, eski, unutulmuş operaları bulup çıkarır, onları yeniden ve kendine özgü bir biçimde yorumlayarak dünya operasına önemli katkılar sağlar. Bunlara bir örnek vermek gerekirse; Donizetti’nin ‘Belisario’sunu sayabiliriz. Gencer’in söz konusu operaya ilgi duymasının temel nedenlerinden biri, hiç kuşkusuz, olayın Bizans İmparatorluğu’nda, bizim topraklarımızda geçmesidir. I. Justinianus döneminin önde gelen komutanlarından Belisario’nun karısı Antonina’yı oynayan Leyla Gencer, karaktere kattığı derinlik ve o inanılmaz yorumuyla müzik tarihine armağan ettiği karakterlerden birini daha yaratır.

Bu çapta bir tragedya oyuncusuna opera sahnelerinde bir daha rastlanmaz. Pek çok eserin aksine, ‘Belisario’ operasının odaklandığı nokta aşk değildir. Tersine, eserde siyasal tutku, analık sevgisi, vatan sevgisi gibi tutku ve duygular, aşkın önüne geçmiş, giderek ölüme sürükleyen birer güç niteliği kazanmışlardır. Gencer, tutkunun öldürücü sonuçlarını göstermek istediğinden ve kadın ruhuna da genellikle tutku egemen olduğundan, oyunda Antonina karakterini bütünüyle ön plana çıkarır. Gerçekten de bu, bir opera figürünün iç değerlerini daima çok iyi hisseden Gencer için yazılmış bir roldür sanki. Yaptığı derin ruhsal incelemeler sonucu tutkuların çatışmalara nasıl yol açtığını çok iyi sergileyerek, küçük oğlunu yitirmiş Antonina’nın saplantıya dönüşen analık sevgisini, kin ve intikam duygularıyla destekler sanatçı. Tıpkı Lady Macbeth’te olduğu gibi!

Leyla Gencer, Maria Stuarda şatosu önünde. Edinburgh, 1969.
Leyla Gencer, Maria Stuarda şatosu önünde. Edinburgh, 1969.

‘Mutlak Primadonna’
Leyla Gencer’in kültürel altyapısının sağlam oluşu, küçük yaşta öğrendiği yabancı diller, çok okuması, müzik kültürünün gelişmesinde de önemli rol oynamıştır. Taklitten kaçınmış, daima kendisi olmuş, tamamen özgün bir yol izlemiştir.

Batılıların ona verdiği adla “mutlak primadonna”dır. Özel yaşamını geri planda tutarak sadece, ürettiği işlerle gündeme gelmiş, oynadığı her rol büyük olay olmuştur. Herkesin saygısını ve hayranlığını toplamıştır. Mükemmelliyetçidir. Azla yetinmemiş, kendisine ve başkalarına yönelik eleştirilerinde müsamaha göstermemiştir. Onun için sanat ve sahne kutsaldır çünkü. Çıtayı hep en üstte tutmuş, kolaycılığa kaçmamıştır. Çünkü bu mesleğin nasıl zorlu, acımasız bir yarış olduğunu en iyi o biliyordu.

PAYLAŞ