Tiyatroya adanmış bir ömür

Kulaklarımdan silinmeyen tiz sesiyle, “Çocuk, gel buraya; otur bakayım, anlat kendini...” derdi. Sesi kadar hâli ve tavrı da Ulu Önder Atatürk’ü andırırdı. Ancak, perdelerin açılacağı vakit geldi mi, geciken Paşa dâhi olsa beklemezdi.

768
PAYLAŞ

Muhsin Ertuğrul ile tanışmam yanılmıyorsam, 7 ya da 8 Nisan 1974 tarihine denk düşer. O yılki seçimlerden sonra Vasfi Rıza Zobu, genel sanat yönetmeni olarak Darülbedayi’nin başına geçmişti. Bilmeyenler için belirteyim, Dârülbedayi Osmanlı döneminde 1914 yılında kurulmuş olan tiyatrodur. Kurum, 1934 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları adını almıştır. Vasfi Rıza Zobu da, aynı zamanda Darülbedayi’nin kurucularındandır ve 1914 yılından bu yana Muhsin Ertuğrul’un kadim dostudur. İki dost, şehir tiyatrolarının sanat yönetmenliği görevini birbirlerinden zaman zaman devralmışlardır. 1914’ten 1979’a kadar bu böyle devam etmiştir; yani Muhsin Ertuğrul’un vefatına kadar…
Muhsin Ertuğrul ile tanıştığımda, kendisi şehir tiyatrolarında genel sanat yönetmenliği görevindeydi. Ankara Meydan Sahnesi’ndeki görevimi tamamlayıp İstanbul’a dönmüştüm. Beni şehir tiyatrolarının asli kadrosuna Muhsin Ertuğrul aldı. Bir oyunda izledikten sonra beni çok beğendiğini söylemişti hocamız. Tanışmamızın 15’inci gününde beni kadroya aldığını bildirdi. Bu vesilesiyle tanışmış olduk ve vefatına kadar birlikte çalıştık. Ertuğrul, görevi süresince pek çok sahnenin açılmasına vesile olmuştur. Gültepe ve Bayrampaşa’daki çevre tiyatrosu sahneleri gibi. Halkın tiyatroya nispeten uzak olduğu yerleri seçer; bu semtlerde, Harbiye’deki fiyatların yarısına bilet kestirirdi. Uzak semtlerdeki izleyiciler tiyatroya yabancı kalmasın isterdi. Bu açıdan özellikle çevre tiyatrolarında ekseri Türk yazarların oyunlarına ağırlık verirdi. Görev yaptığı yıllarda hocamızın emriyle bir de gezici tiyatro ekibi kuruldu. Ekip, orta oyunları, karagözler ve tuluat oyunları sahneledi. Bu ekiple, Gülhane Parkı’na, bazı hastanelerin yemekhanelerine, Emirgan Korusu’na, Yıldız Parkı’na, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin tiyatro salonuna giderek oyunlar oynadık. Küçük bir orkestramız da vardı ve bu sayede kantoları, düettoları yaşatabildik. Tüm bunlar Muhsin hocayla tanışmamız ve vefatı arasındaki beş senelik zamanda yapıldı.
Muhsin Ertuğrul, oyuncularını çok iyi tanıyan bir tiyatro adamıydı, müthiş bir hafızaya sahipti. Hayatı boyunca elini öptürmedi, eğilip elini öpmek isteyenlere çok kızardı. Tiyatro aşığı bu adam, mesleği adına hiçbir hatayı affetmez, mazeret kabul etmezdi. “O kutunun içine kendiniz girmedikçe sahneye çıkacaksınız” derdi, tabutu kastederek.

Yazının devamı için: Urbanista Nisan Sayısı

PAYLAŞ