Efsane havacı Vecihi Hürkuş

Ocak 2015, hem Vecihi Hürkuş’un 118’inci doğum günü, hem de büyük tayyarecinin ilk uçuşunu gerçekleştirdiği tarih. Biz de arşivlerin tozlu sayfalarına daldık ve onun yaşam öyküsünü sizler için derledik.

918
PAYLAŞ

“Bugün yaşasaydı Mozart’ın işi hiç şüphesiz çok daha kolaydı. Popüler, herkesçe tanınan bir süper-star olurdu,” diyor Alman yazar Reinhold Harmann ‘Şipşak Mozart’ adlı kitabının başında. Haksız değil. Ölümünden sonra bir ilham kaynağı olmayı başaran insanlardan ülkemizde de mevcut. Bunların hemen hemen tamamı, yaşadıkları hayatın içinde cehennemi tatmış oluyor. Bu öykülerin en dramatik olanlarından biri de yaşadığı her an ve aldığı her nefeste “Ben bir şeyler yapmak istiyorum” diyen ve içerisinde bulunduğumuz ayda 118. doğumgününü kutlayacağımız unutulmaz ‘tayyareci’ Vecihi Hürkuş.

Doğduğu 6 Ocak 1896’dan Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde bir başına, hiç hak etmediği bir yokluk, sıkıntı ve yalnızlıkla yaşamını yitirdiği 16 Temmuz 1969’a kadar aklında fikrinde hep gökler vardı. 1930-1955 yılları arasında yaptığı çalışmalarla basının göz bebeği olsa da, adının popüler belleğe aktarımı Ertem Eğilmez’in 1977 tarihli ‘Gülen Gözler’ filmiyle oldu. Hani şu Ayşen Gruda’yı babası Münir Özkul’dan isteyen, bir türlü olumlu cevap alamayan, tayyaresiyle ev halkını havadan selamlayan Vecihi karakteri…

Tabii ki filmdeki Vecihi, gerçek Vecihi Hürkuş’u birebir yansıtmıyor ama aşık olduğu kızla evlenebilmek için gösterdiği ısrarcılık, kararlılık ve mücadele Vecihi Hürkuş’un karakter yapısından detayları somutluyor. Elbette Hürkuş’un yaşamı bir ‘Neşeli Günler’ öyküsü değil. Sürekli önü kesilen, derdi bir türlü anlaşılmayan, her projesinde kalın kafalı bürokrasiye takılan bir adam oldu Hürkuş. Tayyarecinin hayatının dönüm noktalarına geçmeden önce, sonuç alınamayan ‘3. Havalimanı’nın adı Vecihi Hürkuş olsun’ kampanyasını hatırlatıyor, bu önemli ismi anmamız sadece Türk yapımı eğitim uçağına Hürkuş adını vermekle kalmasın diyerek, ustanın ismini daha çok yerde görmek istediğimizi belirtmekte fayda görüyoruz.

Hazar Denizi’ni yüzerek geçti
Üç kardeşin ortancası olan Vecihi Hürkuş, üç yaşında Gümrük Müfettişi olan babası Faham Bey’in ölmesiyle annesi ve kardeşleriyle önce eskrim ve resim hocası olan amcası Şekür Bey’in yanına sığınıp ardından Üsküdar’a yerleşti. Eniştesi Kurmay Albay Kemal Bey’in yanında gönüllü olarak 1912’de Balkan Harbi’ne katıldı. Savaşta tayyareci olma hevesi, yaşı küçük olduğu için kursağında kaldı. Savaşın akabinde Yeşilköy’deki Tayyare Mektebi’ne yazılan Hürkuş’un havacılık serüveni de böylece başlamış oldu. Hayatının geri kalanı ise filmleri aratmayacak hikayelerle dolu.

1917 sonbaharında Kafkas cephesinde, uçak düşüren ilk Türk tayyarecisi olan Hürkuş, yaralanıp Ruslar’a esir düşünce Hazar Denizi’ndeki Nargin adasına gönderildi. Ama tüm cesaretiyle, adadan yüzerek kaçtı. İran sınırında karaya çıkarak Süleymaniye üzerinden tam bir buçuk ayda Erzurum’a kadar yaya olarak geldi.

İstanbul’a geldiğinde 1. Dünya Savaşı’nın sonlarıydı. İstanbul Hava Müdafaa Bölüğü’ne tayin oldu. İstanbul işgal edilince, esaretten dönen askerlerin arasında gizlice Harem’den kalkan bir gemiyle Mudanya’ya, oradan Bursa ve Eskişehir üzerinden Konya’ya giderek Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Bu savaşın ilk ve son uçuşunu yapan Hürkuş, İzmir Seydiköy Hava Meydanı’nı işgal eden tayyareci oldu. T.B.M.M.’den üç defa takdirname alıp kırmızı şeritli İstiklal Madalyası’nı kazandı. Tüm bu savaş dönemindeyse aklında tek bir şey vardı, kendi uçağını yapıp uçurmak.

İlk uçuş Fikirtepe’den
İlk uçağı VECİHİ K-VI’yı 1924 yılında tamamladı. Lisans alamasa da 28 Ocak 1925’te bu uçakla ilk uçuşunu yapıp tarihe geçti. Bu izinsiz bir uçuştu. Dolayısıyla ceza aldı. Ordudan istifa edip 1925’te Türk Tayyare Cemiyeti’ne katıldı. Ancak burada da aradığını bulamayınca istifa etti. Bu dönemde Milli Savunma Bakanlığı, Kayseri’de Tayyare ve Motor Anonim Şirketi (TOMTAŞ) adında bir fabrika kurmak için anlaştı. TOMTAŞ’ın teklifi üzerine Hürkuş Almanya’ya gitti ve Junkers A.20 modelindeki eksikleri düzeltti, A.35 modellerinin de yapımını üstlendi. Ardından yurda dönen Hürkuş, TOMTAŞ emrinde, biri 14 kişilik 3 motorlu Junkers G.24, diğeri altı kişilik tek motorlu Junkers F.13 yolcu tayyareleriyle Ankara-Kayseri arasında ulaşım uçuşları yaptı. Bu uçuşlar, ilk hava yolları uçuşları olarak kabul edilir.

1930 yılında Hürkuş, İstanbul Kadıköy’de bir keresteci dükkânı üzerinde bir yer kiralayıp üç ay içinde ilk Türk sivil uçağını, aslında ikinci uçağı olan VECİHİ XIV’ü inşa etti. Bu, iki kişilik tek motorlu spor ve eğitim uçağının ilk uçuşunu 27 Eylül 1930’da Kadıköy Fikirtepe’de büyük bir kalabalık ve basın önünde gerçekleştirdi. Uçağı ile Ankara’ya gitti.

Lisans için başvurduğunda memlekette uçağı kontrol edecek eleman ve cihazlar olmadığından bu kez uçağı söküp trenle Çekoslovakya’ya götürdü. Orada tekrar monte ederek uluslararası lisansını aldı ve bu kez 25 Nisan 1931’de yola çıkıp, 5 Mayıs 1931’de uçarak Türkiye döndü. Bu dönemde Türk Hava Kurumu yeni bir turne planlar. Ankara’dan başlayan uçuş Aksaray, Konya, Manavgat, Antalya, Fethiye, Muğla, Aydın, Denizli, Uşak, Eskişehir, Adapazarı, İzmit ve Yeşilköy’de tamamlandı. Kurum şubeleri bağışlarla zenginleşti ama 3 Kasım 1931 tarihli telgrafta yardımcısı makinisti Hamit’in işine son verildi. Hürkuş’a ödenen uçuş tazminatı kesilerek Vecihi XIV uçağı uçuştan men edildi. Bundan sonraki uçuşların Milli Savunma Bakanlığı tarafından verilecek uçakla gerçekleştirileceği bildirildi. Bu durum Hürkuş’un kurumdan tekrar ayrılmasına neden oldu.

Bu sürecin sonunda, gezileri sırasında gençlikte oluşturduğuna inandığı uçma sevgisini bir havacılık okulu açarak eyleme dökmeye karar verdi. 21 Nisan 1932’de İlk Türk Sivil Havacılık Okulu’nu kurdu. İkisi kız olmak üzere 12 öğrenci kayıt yaptırdı. 27 Eylül 1932’de eğitim ve öğretime başlanan okulun gayesi, Türk gençliğini havacılığa alıştırmak, tayyareci kuşaklar yetiştirerek Türkiye Cumhuriyeti hava ordusunun yedek gücü olmaktı.
İlk 12 öğrenci Sait, Tevfik, Muammer, Abdurrahman, Salih, Osman, Rıza, Hikmet, Hüseyin, Kenan, Eribe ve Türkiye’nin ilk kadın pilotu olan Bedriye (Gökmen) idi. Bu dönemde tıpkı Vecihi Hürkuş gibi gibi kalkınma projelerine kafayı takan ve demiryolu müteahhidi olan Nuri Demirağ, kendisine tayyare yapımı için beş bin TL verdi.

Bu sayede 1933 yılında adı Nuri Bey olan VECİHİ XVI kabin uçağı yapıldı. Aynı yıl, VECİHİ XV uçağını da inşa ettiler. Ardından 30 Ağustos 1933’te iki VECİHİ XIV, iki tane VECİHİ XV ve Nuri Bey VECİHİ XVI uçakları ile Hürkuş’un öğrencileri İstanbul göklerinde gösteri uçuşu yaptılar.

Ancak Vecihi Sivil Tayyare Okulu, parasal sorunlardan ve yetiştirdiği öğrencilerin diplomalarına denklik verdirememiş olmasından dolayı kapanmak zorunda kaldı.

“Vecihi’den faydalanın!”
1935 yılı başlarında Türk Hava Kurumu Başkanı Fuat Bulca, çağrılı olarak Rusya’ya gitti. Orada sivil havacılığın durumunu gördü ve dönüşünde Atatürk’e anlattı. Atatürk, gezdiği her yerde kendisini havadan saygıyla izleyen, gazetelerdeki yazılardan takip ettiği Hürkuş hakkında Fuat Bey’den bilgi istedi. Aldığı cevaplar karşısında Atatürk: “Ya, öyle mi? O halde Türk Kuşu namı ile yeni bir çalışma yolu açın ve Vecihi’den faydalanın!” emrini verdi. Bunun üzerine Vecihi Hürkuş Almanya’da Weimar Mühendislik Mektebi’nde gördüğü eğitimin ardından 1939’da Türkiye’ye döndü.

Fakat Atatürk’ün ölümü ve onun ardından değişmeye başlayan Türkiye, önünde bazı engeller oluşturdu. Mühendislik yapmaya devam edemedi. 1947’de Kanatlılar Birliği’ni kurdu, bir dergi çıkarır fakat bu da uzun ömürlü olmadı. Yine pes etmedi ve 1951’de beş arkadaşıyla birlikte havadan zirai ilaçlama yapmak üzere Türk Kanadı adı ile bir şirket kurdu. Ancak anlaşmazlıklar bu işin de sonu oldu.

29 Kasım 1954’teyse hepimizin adını bir kez de olsa duyduğu Hürkuş Hava Yolları’nı kurdu. Türk Hava Yolları’nın seferden kaldırdığı uçaklardan sekiz tayyareyi Ziraat Bankası’ndan krediyle alıp işe koyuldu. Ancak bazı sabotajlar ve uçaklarının parçalanması, uçuştan men edilmesine sebep oldu. Ama yine de uslanmadı.

Elinde kalan son uçağı TC-ERK’i de Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nün emrinde kullandı. Yaşarken, ülke her ne kadar istemese de, ülkemize yaptığı son iyilik bu uçakla Güney Doğu Anadolu’da toryum, uranyum ve fosfat arayarak zor doğa koşullarında çalışmak oldu.

Ülkeyi kalkındırmak için pek çok çaba sarfetmesine rağmen Hürkuş, hiç hak etmediği bir şekilde yaşamının son yıllarını maddi sıkıntı çekerek geçirdi. 1950’lerde Ziraat Bankası’ndan aldığı kredi borçları, bu sıkıntının sebeplerinden sadece biriydi. O dönemde sivil havacılığın az olması ve kendisinden istenen fahiş kiralar borçlarını daha da artırdı. 1950’lerde Türk Hava Yolları’ndan, ‘uçaklar çalışabilir durumdadır’ belgesiyle satın aldığı uçaklar söylendiği gibi çıkmadı. Hepsine yaptığı yüklü tamirat masrafı ve girdiği borçlar, Hürkuş’un farklı bir maddi zararı oldu. Sigorta giderleri ve bunların faizleri de borcuna eklendi. Hakkındaki davalar nedeniyle, vatana hizmet tertibinden T.B.M.M. tarafından kendisine bağlanan çok yetersiz maaşına bile haciz kondu.

Ankara’da anılarını yazarken, beyin kanamasından komaya girdi. Gözleriyle kalbi göklerde olan Vecihi Hürkuş, insanların aya ayak basmak üzere uçtuğu gün olan 16 Temmuz 1969 tarihinde Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde hayata gözlerini yumdu. Ankara, Cebeci Asri Mezarlığı’nda defnedildi.

PAYLAŞ