Sanat Güneşimiz Zeki Müren

‘İşte Benim Zeki Müren’ sergisi sanatçının hayatından detaylar ve plakları, posterleri, mektupları, özel eşyaları, şaşaalı sahne kostümleriyle Müren’in dünyasına bir yolculuğa çıkarıyor bizleri.

859
PAYLAŞ

1996 yılıydı, bu yazıyı yazarken yaptığım araştırmada öğrendim ki 24 Eylülmüş. Evde ailecek yıllar sonra Zeki Müren’i yeniden televizyonda görmenin heyecanını yaşıyorduk. İster Sanat Güneşi, ister Paşa diye, isterseniz de o yüreğinizin karanlığını yüzeye vuran dört harfli iğrenç kelimeyle çağırın onu, o akşam bütün Türkiye bizimle aynı heyecanda Zeki Müren’i görmeyi bekliyordu. Hayır, Zeki Müren de bizi görmeyecekti, ama akıllardaki soru bu değildi.

Acaba şarkı söyleyecek miydi? Siyah bir kostümle sahneye çıktığında hayal kırıklığına uğramıştım. “Hastalığı yüzünden ayağa kalkamıyor,” deniyordu. Uzun yıllar oturarak şarkı söylediği klipleri dönmüştü televizyonda. Kendisine verilecek ödülü almak için ayağa kalktı. Yanımda oturan babam, “Vay vay vay, yahu bu adam çok hasta yığıldı yığılacak,” dedi. Zeki Müren’e eski bir mikrofon hediye ettiler. 1951 yılında TRT radyoda ilk şarkı söylediği mikrofonmuş. O da siyahtı. Ben yine hayal kırıklığına uğradım.

Elvis Presley, Marilyn Monroe, Frank Sinatra’ların siyah beyaz fotoğraflarındaki metalik pırıl pırıl mikrofondan görmeyi bekliyordum. 1950’lerde Türkiye çok yoksuldu. 1996’da Türkiye yine yoksuldu.

Zeki Müren kalp ve şeker hastalığı sebebiyle sahneyi bırakmış, Bodrum’daki evinde münzevi hayatı yaşıyordu. “İnsan içine çıkmıyor,” deniyordu. Sebebi için “Kilolarından utanıyor,” diyorlardı. Doğru da olabilirdi, çünkü hayatı boyunca ihtişam ve estetikle özdeşleştirmişti kendi mevcudiyetini.

Hediyesini alıp teşekkür ederken sesi titriyordu, elleri titriyordu. Heyecandan mıydı? Yıllardır sahnelerde en tutkulu alkışları almış bir sanatçı, hâlâ sahne heyecanı duyabilir miydi?

Ödülünü taşımakta zorlanacaktı. Ne kadar ağır olduğu görünüşünden belliydi. Elinden aldı sunucu ve ona ödül seramonisi öncesinde hep beraber oturmakta oldukları masaya kadar eşlik etti. Masada Ajda Pekkan da vardı. Otururken gözlerini kapatıp açtı. Bayılacak gibiydi. Yerine oturdu, elini göğsüne attı. Hafifçe kaykıldı oturduğu sandalyede. İyi olmadığını, dinlenmek istediğini söyledi.

Kanal reklama girdi. O sırada Zeki Müren hayata gözlerini yumdu. Kalp krizi olduğunu söylediler.

Hikaye hatırımda bu şekilde kalmış. Eksiğim, yanlışım varsa affola. Şu an, yani ölümünden yaklaşık 20 yıl sonra Zeki Müren, İstiklal Caddesi’ndeki Yapı Kredi Kültür Sanat’ın Galatasaray Lisesi’ne komşu binasında yeniden karşımıza çıktı.
“İşte Benim Zeki Müren” sergisi sanatçının hayatından detaylar ve plakları, posterleri, mektupları, özel eşyaları, şaşaalı sahne kostümleriyle Müren’in dünyasına bir yolculuğa çıkarıyor bizleri. Rekor sayıda ziyaretçinin gittiği serginin ay sonuna kadar uzatılması öngörülüyor. Sergi kataloğu da Derya Bengi editörlüğünde Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı ve satışta bulunuyor.

Sergiye gidecek olanların, kapıdaki hatıra defterinde yazılanlara da bir göz atmasını tavsiye ederim. Ne çok seveni varmış rahmetlinin!

Seveni kadar sevmeyeni de var mıydı? Vardı elbet, ama şu an yaşasa onlara da “Canları sağolsun” derdi. Sen sağolsaydın keşke Paşam ama elden ne gelir. Her zaman kalbimizde en ışıklı yerdesin. Nurlar içinde yattığına eminim.

Murat Meriç / Müzik Yazarı
1982 ya da 83 olmalı, Çanakkale Merkez Ortaokulu’ndaki ilk yılımın sonunda Bodrum’a bir gezi yapıldı. Orada Zeki Müren vardı; öğretmenlerime sordum, “Göreceğiz” dediler. O soruyu sahiden sorduğumu hatırlıyorum: “Zeki Müren de bizi görecek mi?” Gittik, Bardakçı Koyu’na yatla yanaştık, sahilde oturan ‘Paşa’ya el salladık. Oturduğu yerden kalkıp bize el salladı, heyecandan öldük! Sizi bilmem ama Zeki Müren beni gördü.

Hayatımın ilk heyecanlı hatırasının onunla alakalı olması tesadüf değil elbet: Zeki Müren, bu ülkenin en büyüğüydü. O kadar ki, cumhurbaşkanından bile büyüktü! Bilmeden isabetli düşündüğümü şimdi daha iyi anlıyorum: Cumhurbaşkanı o yıllarda Kenan Evren’di, bugün adı anılmıyor ama Zeki Müren’in yeri malum. Nedir peki Zeki Müren’i bunca mühim yapan? Yaptığı her şey! Adım adım ilerlediği yolda yaptığı bütün yenilikler…

Sahne duruşu, sesi, yorumu, işvesi, sahiciliği ve elbette kıyafetleri: Siyah frakı beyaza çevirerek başlattığı yenilikler mini etekle sahneye çıkmaya kadar uzandı. Giderek dozu artırdı ama her zaman karşısındakine saygı duydu. En önemlisi bu belki de. Döneminde popüler olmuş bütün şarkıları seslendirdi. Pek çok şarkı, onun sayesinde popüler oldu. Alaturka’dan popa her alanda ürün verdi, hepsi birbirinden güzeldi. Yaptıklarını saymaya satırlar yetmez, iyisi mi kısaca özetleyeyim: Zeki Müren olmasaydı, eksik kalırdık.

Tolga Akyıldız / Müzik Yazarı
50’lerin Türkiyesinde bizzat tasarladığı cesur sahne kıyafetleri, makyajı; kendi ifadesiyle “prima sanatçılar biseksüel olur” türünde cümlelerine rağmen toplumun tüm kesimlerinden büyük saygı ve sevgi görmüş bir sanatçıydı Zeki Müren. Usül, makam, diksiyon, ses, yorum, Türkçe hakimiyeti bir yana; kendini sanatçı olarak tüm renkleriyle ifade etmeyi başarmış ve bu anlamda devrimci bir karakterdi. Türk müziği için olduğu gibi sosyolojik anlamda da önemini korumaya devam edecek.

Naim Dilmener / Müzik Yazarı
Memleketin en ayrıksı, en aykırı yıldızlarından biri olduğuna şüphe yok. Türk Sanat Müziği adı verilen ve yüz yılların ötesinden gelen müzik türünün, en iyi yorumcularındandı. Beste de yaptığı biliniyor ama işin o tarafı biraz karışıktır. Çeşitli zamanlarda birileri çıkmış ve o bestelerin asıl sahiplerinin kendileri olduğunu iddia etmiştir. Kısacası bu konuda biraz muğlaklık söz konusudur. Ama yorumculuğu konusunda kafa karışıklığı yoktur; çok iyiydi.
Özel yaşamı, giydikleri çıkardıkları konusunda ise had safhada cesurdu.

Gerçi bu yaptıklarını bir parça ‘reklam’, bir parça da ‘sanatçılar böyle şeyler yapar’ yanılsamalarının zırhıyla yapmıştır ama yapmıştır nihayetinde. Kadının keskin çizgilerle, erkeğin ise beton ve çelik doğramalarla çerçevesi çizilmiş rollerinin dışına taşmak, her halükarda ihtilaldi o zamanlar ve Zeki Müren bunu yapmıştır.
Ama şunun da söylenmesi gerekir ki çok zevksizdi rahmetli. O giydiklerinde, çıkardıklarında, her zaman aşırı bir şeyler oldu. Fazla renk, fazla taş, fazla süs püs. ‘Kitsch’ evet; ama güzel, şık ya da çekici, hayır.

Ayrıca sanatçının insancıllığı, iyi ve temiz kalpliliği tartışmalıdır. Rakibi olabilecek isimleri ince ince takip et(tir)diği ve fırsatını bulduğunda kovdurduğu ya da işsiz bıraktırdığı bilinir. Bir tek Adnan Pekak’a yaptıklarından diziler, romanlar çıkar.

PAYLAŞ