Viyana’yı yerlisi gibi gezin

Viyana tüm zamanların en favori rotalarından. Dolayısıyla yıl içinde sayısız tur düzenleniyor Ama bunların kaçında 'Viyanalıların Viyana'sı'nı görüyorsunuz? Bu yazı elinizdeyken artık rehbere ihtiyacınız yok.

1124
PAYLAŞ

Viyana, asırların inceliği, emeği ve düşüncesi. Sanatın ve güzelliğin nabzı buradan alınıyor hâlâ. Küstah müzisyenler, pürdikkat mimarlar, dalgın yazarlar, yorgun bilimciler laf arasında bile Viyana adı geçince saygılı bir es veriyorlar: Bin yaşında bin yüzlü, hepimizi ayna yerine koyan, alımlı ve bilge bir şehirden bahsediyoruz çünkü. Gören bir daha görmek, mümkünse cebinde saklamak istiyor, bu da cüzdanı kış güneşinde bile şıpır şıpır terletmeye yetiyor.
Viyana gezileri, hemen her tur şirketinin odağında. Baştan söylüyorum, önceden programlanmış bu tür gezilerle görüp keşfedeceğiniz noktalardan hayır beklemeyin. İşte bu endişeyle, sekiz yılını tahsil için Viyana’ya ayırmış bir üniversite öğrencisi sıfatıyla, hakiki Viyanalıların gittiği hesaplı ve lezzetli mekanları, şehrin püf noktalarını anlatacağım size. İlk durağımız havaalanı.sanattarihimuzesi
Bir ülkeye turist ya da öğrenci olarak gitmek arasında fark var: Öğrenciyseniz zamanınız çok, cüzdanınız çelimsiz oluyor. Uçaktan iner inmez Viyana ayazı karşıladı beni; üstüm nasıl inceydi… Buz yüzlü pasaport görevlisine evrakları gösterme heyecanını da atlattıktan sonra, İngilizce bilmenin verdiği saçma özgüvenle taksi aramaya başladım. İçi sıcak, camı buğu bir taksiye kurulmak tek hayalimdi. Diğer alternatifleri araştırmadan gördüğüm ilk taksiye atladım; ilk round’da hesapsız acelem 40 euro tuttu. Aklınızda olsun: Viyanalı taksiciler turistleri kandırma tutkusunda İstanbullu meslektaşlarıyla çok rahat aşık atar.
Havaalanı ulaşımında diğer üç seçenekten biri tercih edilmeli: ‘Cat Railway’ trenine 12 euro ödeyip 15 dakikada şehir merkezine ulaşabilirsiniz. ‘Hızlı tren’ olarak geçmesine rağmen pek çok durağa uğrayan ÖBB treniyse 5,7 euro’ya 45 dakikada götürüyor. Ulusal demiryolu ÖBB’nin avantajı, güzel manzarası. Kalabalık seyahat edenler içinse pazarlıkla fiyatı 25 euroya kadar düşen ‘rent a car’ seçeneği makul.
Takside yaşadığım tarihi hezimeti fazla düşünmemeye çalışarak, izleyen dönemde yıllar geçireceğim öğrenci yurduna yerleştikten sonra içim içime sığmıyor. Hemen Viyana’yı keşfetmeye başlamak istiyorum. İlk hedefim, ‘şehrin en canlı noktası’ Stephansplatz. Buraya metroyla gitmek için şehrin ulaşımını sağlayan Wiener Linie şirketinin her metro durağında bulunan haritasını inceliyorum. U1 ile U3 metro hattının kesişimi olan Stephansplatz’da dikkatimi çeken ilk şey, zincir mağazalar kalabalığı ve Stephansdom (Aziz Stephan Katedrali). Belli bir noktaya kadar ücretsiz gezilebilen katedralde, 5-10 euro ödeyip rehberli turlara da katılabilirsiniz. Katedralin 107 metrelik kulesi içinse bilet almak mecburi.
Klostrofobisi olanlara merdivenlerin dik ve dar olduğunu söyleyelim. Sabah altıdan akşam ona kadar açık olan katedralde konserler de veriliyor: www.stephanskirche.at adresinden takip etmek mümkün.
operabinasiKatedralden çıkınca solda, ‘Avrupa’nın en pahalı üçüncü caddesi’ Graben’i göreceksiniz. Yolun sonu, Viyana’nın meşhur tarihi opera binası Opern Hause Kaerntner Ring’e çıkıyor. ‘Barlar sokağı’ Bermuda Dreieck sağda; cuma ve cumartesi akşamları sabah dörde kadar açık barlarıyla, diskolarıyla meşhur.
Küçük turumun ardından, ‘Viyana’ya gelmişken operaya gitmemek olmaz’ düşüncesiyle, Karlsplatz durağındaki opera binasına giriyorum. Gişeden akşamki gösteri için bilet istiyorum. Koltukların fiyatları dudak uçuklatan cinsten. Cebimde bekleyen, yıllık eğitim bütçemi temsil eden hatırı sayılır meblaya güvenerek 120 euro’ya arka sıralardan bir koltuk seçiyorum. Ancak içeri girer girmez görsel bir tuhaflığa dönüştüğümü fark ediyorum: Kot ve kazakla katıldığım salonda herkes iki dirhem bir çekirdek. Kürklü ve parfümlü, smokinli ve janti kalabalığın içinden yol bulup geçerek, sahneyi zar zor gören yerime oturuyorum. Sıkıntıyla geçen birkaç dakikanın ardından, ‘operayı pek sevmedim’ gerekçemi yanıma alıp dışarı çıkınca, aslında bu eserleri izlemenin çok daha ucuz bir yolu olduğunu öğreniyorum tesadüfen. Gösterileri salonun en üst katından, balkondan ayakta izlemenin bedeli sadece 4-5 euro. Üstelik istediğiniz zaman çıkabiliyorsunuz. Bir diğer seçenekse, operaların çevresinde görülen bordo renkli bando giysili biletçiler. Schönbrunn Sarayı çevresinde ve şehrin pek çok noktasında sahnelenen gösterileri, bandocularla pazarlık yaparak 50 euro karşılığında en önden izleyebilirsiniz.
Opera öncesindeki boşluğu değerlendirmek için, metroda Keplerplatz ve Taubstummengasse durakları arasında kalan Museum und Schloss Belvedere’ye, yani Belveder Sarayı’na gitmiştim. Barok dönemden kalma yapı, iki farklı saraydan oluşuyor. Ortalarında muazzam bir park var. 30 euro karşılığında hem bu iki yapıyı hem de güncel sergileri ziyaret etmek mümkün. Ardından Schönbrunn Sarayı’na gidiyorum. Sarayı sesli rehber cihazıyla gezebilirsiniz ama menüde Türkçe yok.
Opera fiyaskomun ardından, Bermuda Dreieck gecelerini keşfetme planımı sonraki güne erteliyorum. Daha iyi göründüğümü düşündüğüm kirliyi aşan sakallarım ve siyah gömleğim, mekanlara girişte sorun yaşatıyor. İçeride karşıma çıkan menülerse azılı birer cüzdan katili.bermudadreieck
Günler sonra, favori mekanlarımdan Bermuda’nın hemen arka sokağında, her ikisi de sabah dörde kadar açık Dick Macks ve The Look Bar’ı keşfediyorum: Şaraplar 2,80 euro, biralar 3,80 euro ve kokteyller 5,50 euro. Atıştırmak isterseniz, Karlsplatz durağının Kaertner Ring çıkışında kalan Opern Hause’un sağ tarafındaki eski Moulin Rouge – yeni Vapiano restoranının arka sokağındaki 1516 Brewing Company tek seçim. Dark, braun ve hell biraları kendi üretimleri. Menüdeki acılı tavuk kanadı acıyla kanatlarınızı çırpmanıza yol açacak denli başarılı.
Franz Josefskai Sokağı’ndaki Jazzland Schwedenplatz 20 euro giriş ücretiyle Viyana’daki ilk günlerimde canlı müzik dinlemek için ideal görünmüştü gözüme. Karl Maranda’daki Rabensteig Sokağı’nda yer alan Casablanca da hesaplı alternatiflerden. Makul fiyatlara yemek, içmek, eğlenmek işinin Viyana’da şansa bırakılamayacağını yavaş yavaş öğrendiğimi hissediyorum.
Ertesi sabah, büyük ve ısrarcı bir açlıkla uyandım. Türk restoranları sabah menülerinde zengin kahvaltılar sunuyor. Benim aklımdaysa dünyaca meşhur Apfelstrudel’i tatmak için imparatorluk pastanesi Demel’e gitmek var. Pastane Viyana’nın merkezinde, kışlık Hofburg Sarayı’nın karşısında, Kohlmarkt 14 numarada. Rokoko stil iç dekorasyon 1800’lerin ünlü mimarları Portois ve Fix’ten yadigar. Demel’in klimaları tarih üflüyor; burada yemek içmek insana kendini mühim hissettiriyor. Kraliyete dair hislerinizi sevdiklerinizle paylaşmak isterseniz, 1,50-20 euro arasında değişen çikolata, kek, şekerleme gibi hediyelik ürünlerden alabilirsiniz. Sonra da Kahlenberg tepesindeki Kahlenberg kafesine, Viyana manzarası eşliğinde sabah kahvenizi yudumlamak için gitmeyi düşünebilirsiniz. Yol kolay: U4 metro hattı Heiligenstadt durağında inip 38A hatlı otobüse atlayıp Über Grinzing’de inmeniz gerek.
rathauskellerÖğlen turu içinse, eski şehir merkezinde yer alan Rathaus çevresi ideal. Rathaus U2 metro durağının hemen üstündeki tarihi bina heybetiyle ilgi talep ediyor. 1872-1883 arasında Friedrich von Schmidt eliyle Neo Gotik stilde tasarlanan binanın tepesinde ‘Rathausmann’ diye adlandırılan Viyana’nın sembollerinden birini göreceksiniz. Geleneksel Viyana yemekleri neye benziyor diye merak ediyorsanız, bina içinde barok stilde dekore edilmiş Wiener Rathauskeller’in özel menüsüne göz atmak çok iyi ve tabii pahalı bir fikir olabilir. Viyana’ya Aralık’ta giderseniz, Rathaus’un parka bakan bahçesindeki sıra sıra tahta kulübelerde yılbaşı hediyeliklerinizi elinizle koymuş gibi bulabilirsiniz. Burada yaz aylarında sinema geceleri, kış aylarındaysa buz pateni yapılıyor.
Viyana’ya yılbaşında gitmenin kötü yanı, vitrin etiketlerinde saklı. Çünkü pek çok ülkede olduğu gibi, indirimler Ocak’ta başlıyor. Viyana genelinde etkisi iki ay süren indirim fırtınasında benim payıma iki kot pantolon, bir gömlek, bir kazak, bir yelek, bir çift ayakkabı, üç tişört, atkı ve bere düşmüştü; sadece 100 euro’ya. Üstelik normalde yüksek fiyatlarından dolayı pas geçeceğim klas bir mağazadan.
Yılın her döneminde alışveriş için U1 metrosu Kagran durağındaki Donau Zentrum alışveriş merkezini tercih edebilirsiniz. O kadar büyük ki, neredeyse tüm gününüzü geçirip aradığınız her şeyi bulabilirsiniz içeride. Magnet, anahtarlık gibi küçük süs eşyaları arayanlar içinse 1. Viyana, yani Stephansplatz ve Karlsplatz meydanları önerilebilir. Yalnız unutmayın, burası ‘Avrupa’nın en pahalı üçüncü bölgesi’; birkaç küçük anahtarlık, magnet ya da kupaya 100 euro bayılmanız an meselesi.
Daha hesaplı çözüm için, U2-U3 metrosuna binip Westbahhof’la (U3) Museumquartier (U2) durakları arasında kalan Maria Hilfer caddesine gidebilirsiniz. Her bütçeye uyan mağazalar burada. Son bir yıldır trafiğe kapalı olduğundan rahat rahat gezilebilir. Viyana’da Pazar günleri tüm mağazaların ve marketlerin kapalı olduğunu da not edelim.

Yazının yayımlandığı sayı için: Urbanista Aralık 2014

PAYLAŞ